kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor

Öyle sanıyorum ki aramızda Aristo ve Dante'nin çevirisini beklemeyen insan sayısı çok çok azdır. Haliyle çıkar çıkmaz birçok bookstagram da okudu, yorumladı. Herkesin favorilerine girdi. Ama ben biraz abartıldığını düşünmeden edemedim. Kitap gerçekten çok güzel, insana dokunmayı bilen bir tarafı var. Ama benim göklere çıkardığım bir kitap olmasından ziyade gerçekten sevdiğim ama favorilerime eklemediğim bir kitap oldu.
Yazarın dilini çok sevdim. Kitap gerçekten akıp gidiyor. Ayrıca öyle cümleler kurmuş ki, okuduğunuz an nereye gitmesi gerektiğini biliyor.


Her şeyden önce kitabın lgbt temalı bir kitap olduğunu söyleyeyim. Aristo 15 yaşında ve yaşının gerektirdiği şekilde davranıyor aslında. Ama kendi içinde fazla kırılgan bir çocuk; abisini özleyen, babasına sarılmak istese de yapamayan, annesinin kendisini daha çok anlamasını bekleyen. Dante ise ailesinden son derece memnun ancak kendi içinde belki de Aristo'ya göre daha kolay kaybolan ama yolunu daha kolay bulan bir karakterdi. İkisi de kolay kolay arkadaş edinemezken birbirlerini buluyorlar ve biz de onların kendilerine, birbirlerine, evrene dair sırlarına ortak oluyoruz. Aristo zaman zaman beni uyuz eden düşüncelere sahip olsa da sevdim ancak Dante gerçekten favorim oldu. Hayata bakışı, düşünce tarzı, hele son kısımlarda kardeşi hakkında söyledikleri. Çok naif bir karakterdi. 
Yani genel olarak sevdiğim bir kitap okumuş oldum. Herkese öneririm, size bir şeyler katacağına inandığım bir kitap ama okumadan evvel tüm o güzel yorumları unutun ve beklentilerinizden arının. Keyifli okumalar.

14 Haziran 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Kazananın Laneti

Herkese merhaba! Kazananın Laneti birçok insanın beğendiği bir kitap olmuştu ve çok da merak ediyordum. Ancak elimde çok fazla seri olduğundan ve bu serinin ikinci kitabı çıkmadığı için seri devamı nasıldır bilemeyeceğim için beklemeye karar vermiştim. Sonra @peraninkitapligi 'ndan Büşü'yle ortak okuma yapabilmek adına kitabı aldım. Onunla okumak, fikir alışverişi yapmak, bittikten sonra kendi aramızda yorumlamak çok keyifliydi!




Yazar hakkında düşüncelerimden bahsedeyim önce. Ben dilini sevdim, akıcı ve zorlamıyor. Olay örgüsü da bakınca bilindik, yine de yazarın işleyişi açısından güzeldi ama bence distopyadan ziyade bir aşk romanı yazsa daha başarılı olurdu. Çünkü bu kitap distopya yönü zayıf bir kitaptı bana göre.
Zamanında yaşanan bir savaş sonucu Valorya, Herrani topraklarını alıyor ve Herrani halkını köle yapıyor. Kestrel, Valoryalı ve General Trajan'ın kızı. Arin, Herranili ve o bir köle. Kitap, Kestrel'in yolunun köle pazarına düşmesi ve bunun sonunda Arin'i satın almasıyla başlıyor. Sonrasında Kestrel'in Arin'den köşe bucak uzak durmaya çalışmasını, sonra buna mani olamamasını, sonra ikili arasında geçen diyalogları, sonra ikilinin başına gelen bazı 'distopik' yönü daha ağır olan birkaç kısmı okuyoruz. 
Bence kitap kendi içinde çok fazla boşluk barındırıyordu. Okuduğum savaş sahneleri çok yavandı, kurgulanan isyan çok ince işlenmişti doğru ama uygulamada yazar daha sağlam gelebilirdi. Bence aşk daha çok işlenen bir temaydı. Seriye giriş kitabı için ortalamaydı ama öyle çok beğendiğim. göklere çıkardığım bir kitap da olmadı. Devamını getireceğim ama umarım sonraki kitaplar daha dolu dolu olur. Tavsiye eder miyim, çok bilemiyorum ama beklentiniz olmadan başlayın bence. Herkese keyifli okumalar dilerim! 

9 Haziran 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Firefight

HARİKAYDI.
Hazır Dex bu kitapları tekrar basmışken, koşun ve alın.
Brandon Sanderson, sen gerçekten harika harika harika bir yazarsın. Firefight serinin ikinci kitabıydı. İlk sayfadan aksiyonun ortasına düşüyorsunuz! Zaten sonra da bir dakika kesilmiyor. Gerçekten okurken nefes almadığımı fark ettim ve zaman zaman kitabı bırakmak zorunda kaldım! Özellikle 300 sayfadan sonra nasıl okudum ve bitti anlamadım. Sanki her şey bir dakika içinde oldu bitti gibi... Belki de abartıyorum. Bilmiyorum. Olabilir. Ama yani çok beğendim işte, daha nasıl anlatabilirim bunu? Yazarın diline, olayları verişine, hayal dünyasına diyecek söz yok. ADAM MUAZZAM. Ayrıca Steelheart Serisi yazarın diğer serileri yanında sönük, siz düşün gerisini.


Bizim asiler ekibi bundan öncesinde Newcago'da Steelheart'ı devirmeye çalışıyordu ve acaba başarılı oldu mu? Bu kitapta bizimkiler bölünüyor ve bir kısmı Newcago'da kalırken David, Prof ve Tia Yeni Babil' yani eski adıyla Manhattan'a doğru yola çıkıyor. Çünkü bu sefer de buranın demişbaşı Regalia sorun çıkarmaya başlıyor. Ama bakın neler neler oluyor.
Kitabın sonunda birkaç dakika öylece durdum ve bunlar nasıl oldu diye düşünmeye başladım. Gerçekten inanılmazdı. Öyle şeyler oldu ki bunları sonraki kitapta nasıl toplayacaklar bilmiyorum.
Megan gerçekten sevdiğim karakterlerden biri ki kolay kolay bir karakteri benimseyemiyorum. Onu yeniden görmek, David ile diyalogları, yaptıkları çok güzeldi. Prof beni birçok kere çok şaşırttı. Aslında kendisiyle mesafeliyimdir. Öyle bir karakter ki okur bile uzağında kalıyor Prof'un.
Ya bunlardan bahsediyorum ama ilk kitabı okumadığınız için anlamıyorsunuz, değil mi? O yüzden ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? En yakın kitapçıya gidip Steelheart alıyorsunuz. Ya da oluşturduğunuz sepete Steelheart da ekliyorsunuz. Sonrası gelecek eminim! Eğer Brandon Sanderson okumaya korkuyorsanız buradan başlayın. Keyifli okumalar!
♥ Bu kitapta da bana @bookandcoffee__ eşlik etti.

8 Haziran 2017 Perşembe

Kitap Yorumu: Steelheart

Merhaba. 🦉 Bir diğer @bookandcoffee__ ile ortak okumamızla gelmiş bulunmaktayım. Brandon Sanderson benim favori yazarım. Neil Gaiman ile aralarında 0.0001'lik bir fark olduğunu söylemeden geçmeyeyim. 👯 Birçok kitabını okudum ama Steelheart baskısı olmadığı için okuyamadığım bir kitabıydı. Yakın zamanda tekrar basıldı kitap ve ben de serinin bütün kitaplarını aldım.
Diğer kitaplarıyla kıyasladığım zaman biraz aşağıda kaldığını söyleyebilirim ama kesinlikle bu kitabı da çok güzeldi. Bu kitapta mizahi diyaloglar biraz daha fazlaydı ve çok akıcıydı. Ama çeviriyle alakalı biraz sıkıntıların olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca türü fantastik, bilimkurgu ve bir miktar da distopya içeriyor. 



Bu dünyada olağanüstü güçleri olan epikler var ama sorun şu ki bu epiklerin neredeyse hepsi kötü. Newcago'nun başında ise Steelheart var ve bu bölgede epikler de dahil herkesi sindirmiş durumda.
David'in 8 yaşında yaşamış olduğu bir olay ile kitap başlıyor. Burada meydana gelen olaylar sonucu David babasını kaybediyor ve intikam ateşiyle başlıyor epikleri araştırmaya. Her distopyada olduğu gibi burada da bir isyan ekibimiz var. İşte David'in epiklere yönelik bu araştırmalarını, isyan ile iş birliğini ve bunun sonucunda gelişecek olayları okuyoruz. Bakıldığı zaman bilindik yanları var ama kendi içinde özgün. Ayrıca aksiyon bir dakika eksik olmuyor. Sürekli bir olay var ve kendini de okutan bir kitap. Bunun yanı sıra süper gücü olanların dünyayı kurtardığı bir kitap okumuyoruz. Yani anti-kahraman içerikli bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz.
Eğer Brandon Sanderson okumadıysanız ve diğer kitapları gözünüzü korkuyorsa önce Steelheart ile başlayabilirsiniz. Kesinlikle önerimdir!

11 Nisan 2017 Salı

Kitap Yorumu: Denizkızı Olmak Çok Önemlidir

Herkese merhaba! Çoook güzel bir kitapla karşınızdayım. Kitap çok güzel bir tasarım ve baskıya sahip. İçerisinde yerleştirilmiş resimler çok çok harika. Üstelik bu resimleri henüz küçük iki çocuk yapmış.


Öncelikle gerçekten kitap hakkında ne demeliyim çok düşündüm. O kadar güzel ve o kadar anlatması zor ki... Şimdi kitap size diyor ki her şeyi unutun ve haydi gidelim 6. yaşınıza! 6. yaş deyince aklınıza hangi anılarınız geliyor? Ya da durun! Hepimizin farklı farklı anıları vardır evet ama belki de şuna cevap vermelisiniz; sizin anılarınız ne kadar renkli, ne kadar sihirli, ne kadar parıltılı? İşte bunun bir örneğini görmek için sizi bu kitaba, yani Sahra'nın 6 yaşına davet ediyorum. O kadar özel ve kendine has bir karakter ki. O çocuk yaşıyla karanlığı kendince masum bir tanıma sokması ya da ölüme ayrı bir kılıf bulması... Ay için dede değil de nine demesi... Ama en önemlisi de toplumu alttan altta eleştirmesi. Herkesin gözünü yumduğu şeyleri önünüze önünüze çıkarıp durması. Çocuk deyip geçerek yaptığımız büyük yanlışlar, anne baba eleştirisi, doğayı böylesine katlediyor olmamız, ya daha neler neler!
Hani içinizi ısıtan, bakış açınızı değiştiren, hayatta her daim sizin için özel bir yerinin olacağına emin olduğunuz kitaplar vardır ya. Benim için de Denizkızı Olmak Çok Önemlidir böyle bir kitap oldu. Gülümsedim, üzüldüm, hak verdim ve en önemlisi Sahra'nın o renkli ve sihirli dünyasında onunla gezdim durdum.
Ayrıca içindeki çizimler harika ve henüz küçük iki çocuğa ait. 😍 Kısaca başından sonuna kadar, içinden dışına kadar çok çok sevdiğim bir kitap oldu. Ama ayrıca eklemek istediğim; Gözde Baytan'a böyle güzel bir kitabı yazıp da hayatıma kazandırdığı içindir. Okuyalım, okutalım!


Puanım: 5

24 Şubat 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Yaylı Bacak Jack

Bugün çok güzel bir kitap yorumuyla geldim.  Bu kitabı bana Extremely Bookish kanalı sahibi Ezgi önermişti. O kadar güzel kitaplardan bahsediyor ki kanalında. Mutlaka bakmanızı öneririm.



Yaylı Bacak Jack, 2010 The Philip K. Dick Award'a sahip. O yüzden daha bir merakla yaklaştım kitaba diyebilirim. Kitap fantazya ve bilim kurgu karışımı, aynı zamanda steampunk esintileri bulmak da mümkün.
Steampunk nedir derseniz; buharlı makinaların, sanayinin, çarkların bol bol bulunduğu ve özellikle 1800lü yılları konu edinen bir tür. Sherlock Holmes'un filmi de buna örnek sayılabilir. 
Kitaba gelelim. Kitapta ana karakterimiz Sir Richard Francis Burton ve kendisi Coğrafya Derneği üyesi. Bol bol araştırmaları ve gezileri var. İşte bu gezilerin birinde en yakın arkadaşıyla birbirilerine bir sebepten düşman kesiliyorlar ve belirli bir süreden sonra artık herkes onların birbirinden hoşlanmadığını biliyor. Ama bir gün Burton'ın en yakın arkadaşı vurulunca herkesin aklına aynı soru geliyor: Onu Burton mı öldürmeye çalıştı?
İşte Burton en başında eski arkadaşının bu davasını çözmeye odaklanıyor ve yolun sonunda Yaylı Bacak Jack çıkıyor karşısına. Yaylı Bacak Jack ise artık halk arasında efsane olmuş kötü bir varlık. Yani kitabın genel havasının böyle olduğunu söyleyebilirim.
Hiç tahmin etmediğim şeyler oldu kitapta. Kesinlikle benim düşündüğümden çok uzak şeyler gerçekleşti ve ağzım açık okudum kitabı. Gerçekten çok güzeldi. Ayrıca yazarın dili çok güzel, kitap 477 sayfa ve boyutu diğer kitaplara göre biraz daha büyük ama kolay okunuyor. 4 günde bitirdim. Kitapla alakalı tek sıkıntım var, çeviri. Bazı yerlerde cümleleri anlamak zordu. 
Birçok yazım hatası vardı. Sir mi sör mü bir türlü karar verememişler, bir sayfada Sir Burton diyorsa sonraki sayfada sör diyor. Çok göze batan, okumaya engelleyecek derecede olan şeyler değildi ama koskoca yayınevisin, biraz daha dikkat fena olmaz sanırım.
Son olarak seri beş kitaptan oluşuyor, henüz ilk iki kitabı çıktı ve yayınevi seriyi devam ettirir mi bilmiyorum. Umarım ettirir. İkinci kitabın adı da Kurmalı Adam. Bunu da şubat ayında Ezgi ile okumayı planlıyoruz. 
Bunu da dediğime göre mutlaka alın diyorum, böyle dolu dolu kitaplara hak ettiği ilgiyi göstermiyoruz o yüzden bu kitabı almak boynunuzun borcu diyorum ve gidiyorum. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 2/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5


Puan: 4.8/5

20 Şubat 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Bazen Bahar

Bu kitabı @okuyan.muallime'de gördüm önce. Bir merak uyandırmıştı bende ama henüz listede öne çekmek gibi bir niyetim yoktu. Sonrasında Ankara Fuarı'na gittim ve Sel standına geldiğimde almadan gidesim gelmedi ki iyi ki almışım diyorum.


Ben normalde öykü kitapları çok okumuyorum. Yarım kalmışlık hissi kitapla arama soğukluk sokuyor o yüzden çok tercih etmiyorum diyeyim. Aynı şeyi Bazen Bahar'da da yaşadım. Yani bir yarım kalmışlık hissi bırakmadı yakamı ama bu kitaba karşı bir eksi de olmadı benim için. Her öykü insanın mutsuzluğuna, yalnızlığına, çaresizliğine, umuduna, sevincine dokunan, sizdenmiş hissini bir dakika elden bırakmayan türdendi. Kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman ufak bir tebessümle okudum bu öyküleri. Güzeldi. Kesinlikle gözüm kapalı önerebileceğim bir kitap. Keyifli okumalar!

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4.9

11 Şubat 2017 Cumartesi

Kitap Yorumu: Cam Kılıç (Kızıl Kraliçe, #2)

Serinin ikinci kitabıyla karşınızdayım. Okuyanlar bilir ki Kızıl Kraliçe, bilindik bir distopyanın temellerini taşıyan bir kitaptı. Elbette ikinci kitapla bir şekilde diğer distopyalarından ayrılmasını bekledim. Eh, belki bir miktar bunu başardı diyebilirim.


Birinci kitap çok fena bir yerde bitmişti hatırlıyorsanız ve işte kitap aynı noktadan devam ediyor. Yani kitabın yüksek bir tempoyla başladığını söyleyebilirim. Sonrasında inişli çıkışlı bir tempoyla yoluna devam ediyor.
Hatırlıyorsanız 'Kızıl Şafak Gibi Yükseleceğiz' sloganlı isyan ve Kızıl Muhafızlar ilk kitapta kendinden çokça söz ettirmişti. Burada da yine isyanın devamlılığını görüyoruz ama sanki Kızıl Muhafızlar arasında biraz çatırdamalar oluyor.
Biliyorsunuz ki ortaya Kızıl olup da güçleri olan insanlar çıkmış ve Julian bunlarla ilgili bir liste çıkarmıştı. İşte kitap çoğunlukla; Mara, Cal ve diğerlerinin bu 'Yenikanları' bulmaya çalışmalarını işliyor.
Kitap sadece Mare tarafından anlatılarak devam ediyor ve o yüzden doğru düzgün Maven'ı göremiyoruz. Bence bu olmamalıydı. Birden fazla karaktere söz hakkı elbette veremez yazar ama birilerinin Maven ne alemde bize söylemesi gerekirdi.
Bunun dışında kitaba çok fazla karakter dahil oldu ve çoğunlukla kim kimdir karıştırarak okudum.
Mare'nin düşüncelerine fazla yer verilmişti ve bir yerden sonra boğdu artık. Bazen 3-4 sayfa sırf onun bir şeyler hakkında düşünmesini, anlamlandırmasını, bir yere gittiyse bunu ve ne hissettirdiğini okuduk. Bu kadarına gerçekten gerek yoktu.
Ayrıca Mare insanı kanser edecek kadar aptal bir karaktere dönüştü. Önce korkak, ürkek, başkaları ne derse oraya giden bir karakterdi. O kadar şey yaşadı tamam artık, akıllanır, güçlenir dedik bu sefer de 'kimseye güvenmiyorum, abime bile güvenemem' deyip durdu. Sürekli kendisiyle çeliştiği noktalar oldu. Üstelik durmadan 'ben değerliyim, ben güçlüğüm, ben şöyleyim, ben böyleyim' Cidden kitap boyunca yıldırdı beni. Üzerinde baskı var biliyoruz da, bu baskıyla neleri başardığını bildiğimiz karakterler tanıyoruz biz. :D
Cal yine geride kaldığını düşündüğüm bir karakterdi. Yine de çok güçlü davranıp olayı kurtardığı zamanlar oldu. Elbette bu kitapta da yazar sizi üzecek bir takım işlere girişmiş. Okuyunca anlayacaksınız.


Yani birinci kitabı daha çok sevdim desem belki de yalan olmaz. Bundan daha iyisi olabilirdi. İlk kitap elinizde varsa alın, devam ettirin. Ama çok da bir şey beklemeyin. Keyifli okumalar.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 3/5
Çok bir yenilik göremedim.

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 3/5
Mara'nın iç konuşmaları genelde akışı bozdu.

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 2/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 3

23 Ocak 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kayıp Şey

Herkese merhaba. Bugün çok güzel bir kitap yorumuyla geldim. Shaun Tan, ilk kez okuduğum bir yazar oldu ama kesinlikle son olmayacak. Ayrıca Oscar ödüllü bir yazar ve sonuna kadar hak ediyor!


Kitap 32 sayfa, zaten daha çok çizimlerden oluştuğunu söyleyebilirim. Birçok şey hakkında eleştiri var kitapta. Gerek çizimlerin içine gizlenmiş olsun, gerek hikayenin içine. Yazar, kesinlikle anlaşılma kaygısı gütmeden ortaya çıkarmış bu eseri ve sözü okuyucuya bırakmış.
Gerçekten ne hakkında olduğundan bahsetmeyeceğim. Sadece alın, okuyun, tüm o çizimleri tek tek inceleyin. 
Eğer okuduysanız da mutlaka yorum bırakın ve kitap hakkında konuşalım!
Ayrıca kısa bir filme de sahip, aşağı bırakacağım. Ama lütfen önce okuyun, sonra izleyin. Eğer almam diyorsanız tamam! En azından kısa filmini izleyebilirsiniz. Keyifli okumalar ve seyirler!
Not: Herhangi bir şeyden bahsetmediğim için merak ettiğiniz bir şey olursa lütfen yorum bırakmaktan çekinmeyin. 🙏🏼


17 Ocak 2017 Salı

Kitap Yorumu: Yolcu (Passenger, #1)

Herkese merhaba. 🙋🏼 Alexandra Bracken, Karanlık Zihinler Serisi'nin yazarı ve ben öncesinde o seriyi okumadım. İyi yorumlar da gördüm ama alma gereksinimi duymadım. Yolcu'dan sonra da almayı düşünmüyorum.


Öncelikle yorumuma başlamadan önce, kitabı sınav döneminde okuduğumu belirteyim. Hal böyle olunca elimde bir miktar sürünmek başından kaderinde yazılıydı. Ama yine de bir kitap beni kendine çok bağlamışsa 'Dersi senin için sallayabilirim bebeğim!' moduna çok kolay giriyorum. Ne yazık ki bu kitap, elime alınca  10 sayfadan öte gidemeyip de her seferinde kapattığım bir kitap oldu. Ancak sınavlarım bitince aldım tekrar elime.
Zaman yolculuğu olan şeyleri seviyorum. En basiti Team Doctor Who. O yüzden ayrıca merak ediyordum kitabı. Bir diğer ayrıntı ise baş erkek karakterin bir siyahi olması. Çok güzel bir ayrıntıydı gerçekten. Okurken hayal etmesi keyifliydi.
İşte şimdi AMA kısmına geliyorum. Bir başlangıç kitabı olduğu için kitabın yavaş ilerlemesini anlıyorum. Yine de bir okuyucu olarak kitaba girmekte çok zorlandım. Yaklaşık 250 sayfasını aşana kadar gerçekten yazara çok söylendiğimi söyleyebilirim. Bence uzatılmış bir kitap. Özellikle de o ilk 250 sayfası. Yine birtakım olaylar gerçekleşiyor ilk sayfalarda ama belki de ben bölük bölük okuduğum için bana akıcı gelmedi. Belki de şu an kitabı gözümde aklamaya çalışıyorum, bilemiyorum.😑
Ayrıca karakterler arasındaki diyalogları çok yüzeysel buldum. Karakterlerin bazı kısımlarda verdiği tepkiler çok yüzeyseldi. Özellikle son kısımda 'Ne saçmalıyor bu ya?!' derken cinnete doğru sürüklendiğim bile oldu.
Ama dediğim gibi, belki de sınav dönemi okuyarak kitabı öylece harcamış da olabilirim. Ama, sakin kafayla düşünmeye çalışıyorum. Yine aynı yere çıkıyorum. Üzgünüm.
Konuya değineyim kısacık. Etta, baş karakterimiz ve kendisi hayatını müziğine, kemanına adamış bir müzisyen. Aynı zamanda babası yok ve annesiyle de arasında sebebini tam anlayamadığı bir uçurum var.
Alice, hem aile dostları hem de Etta'nın eğitmeni. Etta'nın sahneye çıkacağı gün birtakım olaylar oluyor ve bunun sonunda kendini başka bir zamanda buluyor. Nicholas'ın hayatına girmesi de böyle oluyor ve nihayetinde Etta, Nicholas'la bilinmeyen bir yolda, bir macera içinde, bir amaç uğruna oradan oraya gidip duruyor.
Daha fazla detay veremem, o zaman size bir şey kalmaz. 👼🏼


Dediğim gibi yazarın diline çok ısınamadım, olması gerektiği gibi heyecanlanamadım, karakterlerle bağ kuramadım. Belki de benden kaynaklıdır çünkü seveni çok. En azından şansınızı deneyebilirsiniz. Keyifli okumalar. 📖

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 3/5
Fena değildi.

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 3/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 2/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 3

15 Ocak 2017 Pazar

Kitap Yorumu: Hava Uyanıyor (Air Awakens, #1)

Herkese merhaba! Yabancı Yayınları'ndan çıkan Hava Uyanıyor, özellikle elementlerle alakalı bir kitap olduğunu öğrendiğimde daha çok merak ettiğim ve aldığım gibi de okuyup, bitirdiğim bir kitap oldu.
Bu arada kitabı Betül, elden çıkarmak istediğini söyleyince normalden de ucuza almış oldum. Teşekkürler tekrar!


Şimdi kitap hakkında biraz arada olduğumu söylersem doğru olur. Giriş kitabı olarak ele alırsam, yeterliydi ama daha iyisi olabilir miydi? Kesinlikle olabilirdi.
Vhalla, ana karakterimiz ve saray kütüphanesinde çırak. Elbette sarayda sıradan olmak dışında da bir vasfı yok. Ama o kitaplarıyla o kadar mutlu ki! Kimse ona dokunmasa, orada ölene kadar kalabilir. Özellikle kitaplarda böyle kütüphane ayrıntısı olması, kitap sever bir insan olarak benim çok hoşuma gidiyor.
Vhalla'nın bulunduğu saray, Solaris İmparatorluğu'na ait ve bu imparatorluk da bir savaş içinde. Prensler sefere gidiyor, geliyor. Genelde kitapta zafer haberleri alıyoruz. 
Aynı zamanda Ana Kıta (bulundukları coğrafyanın genel ismi) bünyesinde element yönetebilen büyücüleri barındırıyor ve geçmişte yaşanmış bir olaydan dolayı da halk büyücülere ön yargılı. Eh bir de 200 yılı aşkın bir süredir Rüzgargüdücü yok piyasada.
İşte burada olay; Vhalla'nın kendini bulması, kabullenmesi, bunlar olurken aşkı bulması, dostları için birtakım olaylara dahil olması ve başını belaya sokmasını içeriyor diyebilirim.
Genel yorumlarımdan bahsedecek olursam, yazarın dili güzeldi ama kişiler arasındaki diyaloglar zaman zaman gerçek bir sohbeti dinliyorum havasından çok bana kitap okuduğumu hatırlatır cinstendi. Anlatabildim mi? Her zaman değil, zaman zaman.
Karakterlere özel bir ilgim olmadı. Ah, Prens Baldair belki bir adım önde olabilir. Nedenini bilmiyorum. :D Vhalla, kesinlikle favorilerime girmekle uzaktan yakından alakası olmayacak bir karakter oldu, onu söyleyebilirim. Nefret de etmedim ama biraz uyuz mu etti desem?
Kitapta zaman zaman temponun arttığı da oldu ama sanki biraz daha olaylı bir kitap olsa daha iyi olabilirdi. Mesela Vhalla biraz daha kendini gösterebilirdi?


Kısaca bir ilk kitabı olarak orta, konusu gerçekten güzel, devamını merak edeceğimiz şekilde bitti. Baskısı, çevirisi, kapağı çok güzel ki Yabancı orijinal kapağıyla basmış. Elementlere ilginiz varsa şans verin, ben seriye devam etmeyi düşünüyorum. İyi okumalar!

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 4/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 4/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4

12 Ocak 2017 Perşembe

Aralık Ayında Kalem Fili

Herkese merhaba! 🙋🏼 Uzun zamandır böyle bir yayın yapmıyordum. Geç kaldığımın da farkındayım ama sınavlarım yeni bitti. Bilmiyorum nasıl geçtiler ama bittiği için çok mutluyum. 🙌🏼


Aralık ayında 10 tane kitap okudum. Ama 5 tanesi ince kitaplardı. Zaten sınav döneminde olduğum için özellikle kısa kitaplar seçmeye dikkat ettim. Uzun kitaplar sınav dönemi elimde kalıyor, kaldığı gibi de ilgimi kaybediyorum ve yarım bırakıyorum. Mesela Yolcu. 🙄 Belki sınav dönemi okumasaydım hemen bitireceğim ve seveceğim bir kitap olurdu ama 3 haftadır elimde, anca yarıladım ve içimden bu kitabı okumak gelmiyor. 😕
O zaman gelelim neler okuduğuma;
Hayata Röveşata Çeken Adam 4.5/5
Sürgün Gezegeni 4/5
Kutup Yıldızı 5/5 ⭐️
Tatlı Rüyalar 5/5 ⭐️
Bilge Adamın Korkusu 5/5 ⭐️
Harry Potter ve Lanetli Çocuk 3.8/5
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku -/5
Eş 4.5/5
Beş Sevim Apartmanı 5/5 ⭐️
İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü ve Diğer Hikayeler 5/5
Kitap yorumlarım instagram hesabımda var, bakmak isterseniz tıklayın!


İzlediğim Diziler;
The Big Bang Theory 5/5 ⭐️ (Hala izliyorum.)
Moonlight Drawn By Clouds 3.5/4 (Kore Dizisi)
The Legend Of The Blue Sea 4.5/5 (Hala devam ediyor.)
Goblin 5/5⭐️ (Hala devam ediyor.)

Hiç film izlemedim. 🙆🏼 

Dinlediğim şarkılar;
Twenty One Pilots-Ride
Chanyeol. Punch-Stay With Me ⭐️ 
Drake-Own It
Charlotte Cardin-Les Echardes
Chaeyoung Melody Project

Siz neler yaptınız? Umarım hepiniz için dolu geçen bir ay olmuştur. ♥


31 Aralık 2016 Cumartesi

Mim: Geriye Bakış ve 2016'nın Enleri

Normal şartlar altında zaten ilgilenmediğimi biliyorum, evet. Böyle giriş yapmayı adet edindim onu da biliyorum :D Şimdi bir de sınav dönemindeyken artık çok bunaldım, bakayım neler var derken Kore Fenomeni yapmış, yapmak isteyenlere de paslamış. Ayrıca bir baktım beni bu mime Okuyan Muggle da yıllar önce mimlemiş. :D O zaman artık yapmalıyım dedim.


Bu yıl gerçekten birçok açıdan rezil bir yıldı. Gerek ülkece, gerek bireysel...
Bazı zamanlar düşünmekten hiçbir şey yapamaz olduğum oldu ki bunu hala zaman zaman yaşıyorum.
O yüzden bir şeyler izleme açısından çok verimsiz bir yıldı. Haydi beraber listeleyelim neler yaptığımı.


Okunan kitap sayısı - 97
100 olmasını çok istiyordum ama sınav döneminde olduğum için kitap başına geçsem de kendimi veremiyorum o yüzden 97'de çakılı kaldım.
Bu yıl çok güzel kitaplar okudum ve bir ilk 3 yapmak sanki haksızlık olacakmış gibi hissediyorum. :D O yüzden ne kadar favorim varsa yazacağım;
Neil Gaiman-Kırılgan Şeyler - Birçok öyküyü içinde barındırıyor ve her bir öyküde ayrı ayrı çok güzel mesajlar var. Ama okuduğum tüm Neil Gaiman'lar favorim.
Stefan Zweig-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Bir karakterin yaşamış olduğu tüm duyguların bana da geçmiş olması ve etkisinden bir hafta boyunca çıkamamam. Gerçekten aşk psikolojisini bundan daha iyi başka birn kitap anlatıyor mudur, kuşkuluyum.
Patrick Ness-Canavarın Çağrısı - Bir çocuğun gözünden anlatılan bir kitap ve öğüt verici üç hikaye. O kabullenme süreci ve Canavar'ın hikayeleri çok etkileyiciydi.
Hasan Ali Toptaş-Ben Bir Gürgen Dalıyım - Bir insan olarak çok utanarak okuduğum bir kitap oldu, siz de okuyun lütfen.
Patrick Rothfuss-Bilge Adamın Korkusu - Kralkatili Güncesi 2.kitabı olur kendisi. Okuma sürecim biraz sancılı geçmişti ama sonunda gerçekten 'neden bittin ki' diye üzüntüler içindeydim.
Brandon Sanderson-Parlayan Sözler - Fırtınaışığı Arşivi 2.kitabı. Çok uzun bir süreye yayarak okudum çünkü kalbim kaldırmıyordu olayları. İlk kitaba göre aşırı olaylı ve çok çok beğenerek okudum.
Mine Söğüt-Beş Sevim Apartmanı - Gerçekten tüyler ürperten ve aşırı etkileyen bir kitaptı. İlk Mine Söğüt kitabım oldu ama son da olmayacak.
Marissa Meyer-Ay Günlükleri Serisi
Alper Canıgüz-Tatlı Rüyalar
Brian Selznick-Kutup Yıldızı
Çizgi roman olarak da; Saga Serisi, Mezarlık Kitabı ve Güngezgini. Özellikle Güngezgini okuyun, okutun!



İzlenen film sayısı - 11
Bunların 7 tanesi sinemada izledim ve kalan 4 taneyi de evde kendim izledim. Bu yaz ne yaptın deseniz hiç hatırlamıyorum bile ne yaptığımı. :D Şimdi şu kadarcık film içerisinde hangisi favorim :D
Suicide Squad - Aaaahhhh Harley Quin!!! Çok tatlıydı ya! Ben genelde DC ya da Marvell çok takip etmiyorum ama Herley Quin ile alakalı ne varsa alacağım. ^^
Ekşi Elmalar - Garip bir şekilde ben çok sevdim bu filmi :D Yani kesin şundan diyemiyorum ama sevdim işte.
Fantastic Beats - Biraz beklediğim gibi olmasa da yine de favorilere girmeye hak kazandığını düşünüyorum. :')


İzlenen dizi sayısı - 7
Bunlardan 5 tanesi Kore dizisi, 2 tanesi yabancı dizi.
Ayrıca yarım bıraktığım da 3 tane Kore dizisi var ama onları eklemiyorum. :D Şimdi favorim olarak;
The Big Bang Theory!!!! Tüm sezonları bitirmedim tabi ama sonuç olarak hala devam ediyorum. Ah Sheldon! Ba yı lı yo rum.
Kore dizilerinden ne yazık ki favorilerime giren yok. :(

Bloga yazılan yayın sayısı - 60
Düşündüğümden daha fazlaymış :D En çok görüntülenen yayın ise Cinder'ın kitap yorumu olmuş.

İnstagramda paylaşılan fotoğraf sayısı - 148
Buraya oranla orada daha aktifim, biliyorum. Üzgünüm. En çok beğeni alan fotoğrafım ise kitaplığımı paylaştığım fotoğrafım olmuş.


Yaptığıma pişman oldum ahaha. Bir insan nasıl bu kadar az film, dizi izleyebilir? Ayıptır Kalem Fili. :D Neyse eğlendim ama ^^ Ben de yapmak isteyen herkese paslamak istiyorum o vakit. :D

21 Ekim 2016 Cuma

Çekiliş Kazanmak

Bu blogu açalı bir buçuk yıl oldu. İnstagram hesabımı açalı da neredeyse bir yıl olacak.
Ben de neredeyse bir yıldır birçok çekilişe katılıp da bir tane bile kazanamamış bir insan olarak -çünkü hepsini Kore Fenomeni götürdü :D- kazandığım ilk çekilişi mutlulukla sunuyorum. :D
Ay çok mutluyum! Hem de Gözde'nin (Okuyan Muggle) çekilişini kazanmış olduğum için daha bir mutluyum!


1984 alınacaklar listemin tepesinde, ancak her seferinde başka bir kitapla karşı karşıya kalıp da sepetimden silinen ne acıdır ki hep 1984 oldu. Demek ki ben bu çekilişi bekliyormuşum. (Palavra. :D)
Aslında yedek olarak kazandım ama olsun bugün yedek, yarın asil, daha umutluyum artık. :D
Şaka bir yana, Gözde'ye böyle harika bir kitabı kitaplığıma eklediği için çok teşekkür ediyorum. Siparişi İdefix'ten vermiş ve içine bir not da ekletmiş. Not falan hiç beklemiyordum, onu okuyunca daha da bir mutlu oldum. ^^ Bir çekiliş kazanmışım gibi değil de arkadaşımdan bir hediye almışım gibi hissediyorum. Blog alemi güzel bir yer.
Tekrar teşekkür ederim blogcanım, kitap arkadaşım!

14 Ekim 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Kargalar Meclisi

Ben aslında Grisha Serisi'ni çok sevememiştim. Karakterlerle herhangi bir bağ kuramadım, bana kalırsa yazar tam olarak oturtamamıştı ve yine yazarın dili de fazla yüzeyseldi. Bunların aksine konu çok güzeldi ama o tek başına götürmek için yetmemişti.
Bu kitap konusunda çok endişeliydim çünkü anlayacağınız üzere benim asıl sorunum yazarın diliydi. Ama birkaç güvendiğim blogger beğeneceğimi söyleyince ve kitap da 9.90 indirimine girince alayım dedim. Tabi yine başlamaya cesaretim olmadı. Sonra Kore Fenomeni ile ortak kitaplar üzerinden bir etkinlik yürütelim dedik ve o listede bu kitap da vardı. O sayede okumuş oldum.


Peki ne düşündüm? Elbette daha erken okumadığım için kendime çok kızdım! Yazar kendini o kadar çok geliştirmiş ki gerçekten çok şaşırdım. Bir kere karakterler harikaydı, bir tane bile bu olmamış dediğim karakter olmadı. Olayın yine Grisha Dünyası'nda geçiyor olması çok güzeldi. Inej çok sevdiğim bir karakter oldu. Nina, gerçekten harikaydı. Jesper ve Wylan adeta neşesiydi kitabın. Ama beni benden alan iki karakter var ki; Kaz ve Matthias. Ahh, gerçekten karakterleri çok sevdim.
Bu kitabı Centilmen Piç Serisi'ne benzetenler olmuş ama ufak ayrıntılar dışında ben bir benzerlik kuramadım. Bayağı aynı falan diyen vardı ama hayır, dediğim gibi bazı ayrıntılar benziyordu.
İlk 100 sayfayı geçmekte biraz zorlandım ama o da bu aralar biraz okuma sıkıntısı çektiğimden kaynaklı oldu. Sonra zaten sürekli bir aksiyon içinde gitti olay. Bazı yerleri de yine sıkmadı değil ama bu tarz yerler fazla değil.


Yine heyecanı bozmamak açısından konudan bahsetmek istemiyorum. Ama bence kesinlikle alın ve okuyun. Grisha Serisi'ni okumanıza gerek yok, sadece dünya size biraz yabancı gelebilir ama ilerledikçe ona da alışırsınız. Ayrıca kitabın baskısı da mükemmel! Tavsiyemdir!

"...Dahası o, Hayalet'ti. Onun için geçerli tek kural yerçekimiydi ve bazı günler ona da meydan okuduğu olurdu."

"Inej bir müddet sessiz kaldı. Sonra Kaz, arkasında bir yerlerde onun sesini duydu. 'İnsanoğlu ihtiyaç duyana kadar Tanrılarla alay eder, Kaz.'"

"'Inej!' diye haykırdı Jesper sevinçle. 'Hayattasın!'
Inej hafif tebessüm etti. 'Herkes kadar işte.'
'İç bunaltıcı Suli bilgeliğinden bahsettiğine göre kendini daha iyi hissediyor olmalısın.'"

"Ne yapıyor?" diye sordu Matthias.
"Kadim bir Zemeni ayini gerçekleştiriyor," dedi Kaz.
"Cidden mi?"
"Hayır."

"Nina başını yavaşça salladı. 'Buz Sarayı, hatırladın mı? İmkansız görev? Postu deldirmek? Ketterdam'da seni bekleyen üç milyon kruge?'
Kaz gözlerini kırpıştırdı, bakışları berraklaştı. 'Dört milyon.'
'Bunun seni kendine getireceğini biliyordum.'"

"Meşhur Shulu bilimadamımızın neden Wylan'ın okul arkadaşlarından birine benzediğini yolda açıklarsınız."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 4/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 4/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4.5

9 Eylül 2016 Cuma

Çizgi Roman Yorumu: Saga

Evet, benim ilk çizgi roman deneyimimden bahsedeceğim. Aslında ilk okuduğum zaman herhangi bir yorum girmek istemedim çünkü şu an 3 cildi çıkmış durumda ve bende çıkan ciltlerin hepsini okuyarak bir yorum yapmak istedim.


Öncelikle çizgi roman hiç okumadım çünkü bana romanlar kadar samimi gelmiyorlardı. Hala aynı şeyi düşünüyorum ama kabul etmeliyim ki çizgi romanların da kendine has bir havası var ve okumak da keyifli.
Sonra acaba hangisinden başlasam derken Ecmel'in yorumuna denk geldim ve Saga ile başlamak mantıklı göründü. (Yazar deli gibi booktuber izliyor.)
Saga'ları ben çok sevdim. Konusu çok güzel, aynı zamanda eğlenceli, çizimleri çok hoş.
Ama dediğim gibi kitabın yerini tuttular mı, hayır. Sadece okurken bir şeyleri canlandırmak açısından nasıl olurdu diyorsanız tam olarak cevabı çizgi romanlar veriyor.


Konuya gelirsek eğer iki ırk var ve bu ırklar savaş halinde. Alana İlktopraklı ve Marko'da İlktoprak'ın uydusu olan Çelenkli. Bu ikili gelişen bazı olaylar sonucu bir bakıyorlar aşık olmuşlar. Ama iki tarafın hükümeti de iki ırkın hiçbir türlü bağını kabul etmiyor.
Bunlar da bir bakıyorlar her iki gezegen tarafından da aranan kaçaklar oluvermişler. Üstelik bebekli kaçaklar.


Bunun sonucunda İlktoprak çiftimizin peşine adamlar düşürüyor. Burada devreye Vasiyet giriyor. Açıkçası Vasiyet'in iyi mi kötü mü olduğunu 3 cilttir anlayamadım ama hayırlısı. :D  Bundan sonrasında giren ve çıkan birçok karakter var o yüzden bahsedemeyeceğim ama genel anlamda çok eğlenceli ve dediğim gibi çok sevdim.
İlk çizgi romanım olduğu için de bende yeri hep ayrı olacak. Başlangıç olarak iyi bir tercih olabilir.
Daha önce hiç denemedim diyorsanız Saga size önerimdir. :)

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Tersyüz

Arka kapağına baktığınızda klişelik akan ama içine girdiğinizde sizi sarıp sarmalayan bir kitapla karşınızdayım arkadaşlar.
Öncelikle ben bu kitabın kapağını çok seviyorum. Önceki kapağından çok daha iyi bence.
Yazarın anlatımını sevdim, çevirmenin çevirisi gerçekten iyiydi. Herhangi bir hata hatırlamıyorum. 


Öncelikle kitap 2002 İkiz Kule Saldırısı'nın olduğu dönemlerde ve onun 2 yıl kadar sonrasıyla devam ediyor. 
Ambrose lisenin popüler çocuğu, güreş takımının lideri ve şu ana kadar hemen hemen hiç yenilmemiş. Hannah Lake'in parlayan yıldızı. Fern ise lise sonda olmasına rağmen ufak tefek, diş telleri olan ve erkeklerin de alayına maruz kalan kızımız. 
Ve tabi bir de Bailey var ki o benim asla unutmayacağım karakterlerden biri olarak kalacak benim için.
Bailey Fern'in kuzeni ve o kadar zeki, eğlenceli ki. Özellikle Fern ile diyalogları, ona takılması, çocukluklarına gittiğimiz zaman yaşadıkları. Aralarındaki bağ gerçekten çok özeldi.
İkiliye gelirsek, Ambrose'a zaten aşık olmayan yok, Fern'de aşık olmuş dersem kapatıp gitmeyin. :D
Ambrose ne kadar başarılı olsa da kendisini çok baskı altında hissediyor çünkü herkesin ondan beklentisi çok yüksek, bu yüzden kaçmak için bir yol arıyor ve bu yolu da buluyor ama bu ona çok şeye mal oluyor.
Toparlanmasını sağlayacak kişi ise elbette Fern. Kitap günümüz ve geçmiş şekilde gidip geliyor ve yazar bunu bölüm aralarında koymuş ve karakter geçmişiyle alakalı bir şey hatırladığı zaman biz de o ana eşlik etmiş oluyoruz.
Daha fazlasını anlatamam çünkü o zaman okumanıza gerek kalmaz o yüzden bu kitabı o klişelikten ne kurtardı diyorsanız alın ve okuyun. Ben gerçekten pişman olmayacağınızı düşünüyorum.
Özellikle fazla bilim kurgu ve fantastik okuduysanız üstüne böyle kitaplar sizi reading slumptan koruyor. :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 4/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4.5

26 Ağustos 2016 Cuma

Kitap Yorumu: Dikenler ve Güller Sarayı

Dikenler ve Güller Sarayı özellikle yabancı kitapseverlerin öve öve bitiremediği kitaplardan bir tanesi. Bizimkilerden de iyi yorumlar gelince alayım dedim. Sonra Kore Fenomeni'de alınca beraber başlayalım dedik. Kimse de bize katılmadığı için teşekkürler Türkiye. :D
Artık ortak kitapları beraber okuyoruz, katılmak isterseniz belirtin yeter.
Blog üzerinden duyurusu için kendime güvenmiyorum ama :D instagram hesaplarımız için tık ve tık.


Kitaba gelirsem, öncelikle bazı blogger arkadaşlarım 6 kitaptan oluştuğunu falan söylemiş ama arkadaşlar, bu seri 3 kitaplık bir seri olacak. İkinci kitap şu an yurt dışında çıkmış durumda ve üçüncü kitap da sanırım Mayıs 2017'de çıkacak.
Bence, ilk kitap olarak orta halli bir kitaptı. Kötü diyemiyorum ama yazar daha iyi bir altyapı oluşturabilirdi.
Öncelikle bittiği zaman dediğim ilk şey, bunun devamında ne gelebilir ki? Keşke yazar sonlara bizi meraklandıracak sağlam bir şeyler bıraksaydı. Bakın  bırakmadı demiyorum, daha sağlam olmalıydı diyorum.
Ayrıca -yine- beklediğimden fazla aşk vardı kitapta. Gözüme battığından ya da aşk sevmediğimden değil ama nedensiz kitapların fantastik kısmının daha ağır basmasını bekliyorum. :D
Tempo olarak zaman zaman inişler ve çıkışlar oldu ama son sayfalar oldukça heyecanlı geçti. Yazarın zaman zaman okuyucuyu şaşırtması ve araya fantastik unsurlar serpiştirmesi güzeldi.
Onun dışında yazarın dilini beğendim. Çevirmen iyi bir iş çıkartmış. Sadece bazı kelimelerde yanlış yazımlar vardı o kadar.
Karakterle öyle sağlam bağlarım olmadı. Tamlin olaylar gereği biraz gerideydi. Rhys kendisini tam olarak tanıyamayacağımız kadar bizlere verilmişti. Bu gizemli tarafı benim hoşuma gitti aslında. Feyre ise kendisine nötr olduğum bir karakter oldu. Beklediğim kadar güçlü durdu olanlar karşısında ama fazlası değil. Daha böyle kahramanlıklar bekliyordum, kısmet. :D
Arada sivrilen Julien var ve evet, karakterler içinde benim için bir adım önde diyebilirim.
Konudan çok kısaca bahsedeceğim. Şimdi dünya üzerinde iki ırk var ve bu ırkı birbirinden ayıran sadece görünmez bir duvar.
Duvarın bir tarafı perilere aitken diğer tarafı normal insanlara ait ama iki ırk da birbirinden hoşlanmıyor. Tabi periler mükemmel bir dünyada yaşarken, insanların yaşantısı onlardan çok daha zor.
Feyre fakir bir ailenin en küçük kızı ve geçimi avlanarak o sağlıyor.
Tamlin ise Bahar Sarayı'nın Yüce Lordu. İkilinin kesişmesi ise aslında, bunu söylersem spoiler olabilir. O yüzden merak edin ve okuyun. :D


Ayrıca bu benim ilk Dex kitabım oldu ve o sayfaların inceliği nedir? Yırtılacak korkusuyla okudum. Fotoğrafını çekerken soğuk terler döktüm. :D Bence şans verilebilir. Yani beğendim, sadece daha iyisini beklemiştim. İyi okumalar! :)

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 3/5
Kurgu çok güzeldi ve konunun da kendine has bazı noktaları var ama genel bakarsak aslında biraz bilindik olduğunu görüyoruz.

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 2/5 
Bazı sayfaların baskısı soluktu, kağıt çok ince ve dediğim gibi yanlış yazılan kelimeler vardı.

İsim/Kitap uyumu (%10): 4/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 4

23 Ağustos 2016 Salı

Kitap Yorumu: Canavarın Çağrısı

Bu kitap listemde uzun zamandır vardı aslında. Erteleyip duruyordum ama bu ay son anda listeme ekledim. Keşke eklediğim onca kitabı çıkarıp da sadece bunu ekleseydim. 


Bu kitap her anlamda çok güzeldi. Kapağı, baskısı, illüstrasyonları, sayfa kalitesi ve konusu. Çok çok güzeldi. 

Tudem yayınları çok güzel bir iş çıkartmış. Konusundan bahsedemem ama bu kitabın, bir çocuğun psikolojisini anlamakta, kötü görünen her şeyin tamamen kötü olmayacağının farkında olabilmekte ve görünmez olmanın kimi zaman görünür olmaktan daha iyi olabileceği gerçeğini anlatmakta bu kadar başarılı olabileceğini gerçekten tahmin edemediğimi söyleyebilirim. 

Okuduğumuz çok kitap var ama bize gerçek anlamda bir şeyler katan kitap az. Bu da o azınlığın içinde benim için. Yazarın dilini de çok sevdim ve diğer kitaplarını da almayı düşünüyorum. 

Bunların dışında benim bitirmem bir günü aldı ama başına oturabileceğiniz bir ortamda 2 saatte biterebileceğiniz bir kitap.


Kesinlikle okuyun. Orada üç kısa hikayeye ortak olacaksınız ama size bir ömür yetecek bir şeyler katacak. 

"Yaşam kelimelerle yazılmaz, dedi canavar. Eylemlerle yazılır. Ne düşündüğün önemli değil. Ne yaptığın önemli."


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 5/5

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5
Mükemmel!

Puan: 5

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Hayalet Kalp

Bu kitap benim için farklıydı. Az önce bitirdim ve üzerimdeki etkisi geçmeden yorumlamak istedim.
İlk başlarda biraz sarmayacak gibi geldi. Yazarın dili de beni çok kendine çekmemişti.
Ama okudukça yavaş yavaş bana işlediğini fark ettim. Yani öyle aman aman bayıldım diyemiyorum ama garip bir etkisi var kitabın.
Bir de bahsetmeden geçemeyeceğim; cilt, kapak, baskı heeeer şeyi harika kitabın! Keşke bez çantası da olsaydı. O da çok güzel. :/ Neyse.


Karakterlerin küçük olması biraz kitaba ön yargıyla yaklaşmama sebep oluyor. Sanki çocukça gelecekmiş gibi.
Çok büyük bir yanılgı, biliyorum.
Şimdi kitap ciddi ciddi denizanalarıyla alakalı. Gerçekten o kadar çok şey biliyorum ki denizanalarıyla alakalı, ancak okursanız anlarsınız. Kitap günümüz ve geçmiş şeklinde ilerliyor. Ayrıca puntolar büyük ve bölüm geçişlerinde çok boşluk bırakılmış.
Hiç başından kalkmadan 3 saatte bitirebilirsiniz.
Suzy henüz 7.sınıf öğrencisi ve en yakın arkadaşını -Franny- yakın bir zamanda kaybetmiş. Aslında durun, yakın arkadaş demek doğru olur mu bilemedim. Sanırım bunun için okumanız gerekecek.
Franny çok iyi bir yüzücü olmasına rağmen boğularak ölüyor ve bu durumu Suzy kabullenemiyor.
Böylece insanlarla gerekmedikçe -neredeyse hiç- konuşmama kararı alıyor. Aslında tepkisi 'hayatta bazı şeylerin öylesine' olmasına. Sonrasında karşısına denizanaları çıkıyor ve onları arkadaşının katili ilan ediyor. Sonrası derin bir denizanası analizi ve Suzy'nin bu durumla nasıl başa çıktığıyla alakalı.
Aslında ilk başta bunda nasıl bir mesaj olabilir dedim ama aslında çok güzel alt başlıklara sahip bir kitap.
Özellikle zamanın insan üzerindeki etkisi ve arkadaşlık üzerine.
Ayrıca kitapta Justin unsuru var ki, aslında çok fazla yer almamasına rağmen onu da sevdim.
Benim favorilerime girmemiş olmasına rağmen ben gerçekten almanızı öneriyorum.
O garip havayı siz de soluyun ve ölümün geride bıraktığı etkileri küçük bir kızın gözünden okuyun.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 4/5 
Denizanası olayı daha ilginç kılıyor. 

Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 4/5
İlk başlarda biraz kitaba hakim olmakta sorun yaşadım ama sonra düzeldi. Hatta yazarın dilini sevdim diyebilirim.

Kitap bana hitap ediyor mu? (%10):3/5
Okuduğum türe çok giremese de sevdim. Özellikle ağır bir kitap okuduysanız sonrasında size iyi gelebilecek bir kitap.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

İsim/Kitap uyumu (%10): 3/5
Orijinal isim kullanılmamış ama uyumlu diye düşünüyorum.

Güzel Kapak (%5): 5/5
Mükemmel!

Puan: 4.06