brandon sanderson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brandon sanderson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Firefight

HARİKAYDI.
Hazır Dex bu kitapları tekrar basmışken, koşun ve alın.
Brandon Sanderson, sen gerçekten harika harika harika bir yazarsın. Firefight serinin ikinci kitabıydı. İlk sayfadan aksiyonun ortasına düşüyorsunuz! Zaten sonra da bir dakika kesilmiyor. Gerçekten okurken nefes almadığımı fark ettim ve zaman zaman kitabı bırakmak zorunda kaldım! Özellikle 300 sayfadan sonra nasıl okudum ve bitti anlamadım. Sanki her şey bir dakika içinde oldu bitti gibi... Belki de abartıyorum. Bilmiyorum. Olabilir. Ama yani çok beğendim işte, daha nasıl anlatabilirim bunu? Yazarın diline, olayları verişine, hayal dünyasına diyecek söz yok. ADAM MUAZZAM. Ayrıca Steelheart Serisi yazarın diğer serileri yanında sönük, siz düşün gerisini.


Bizim asiler ekibi bundan öncesinde Newcago'da Steelheart'ı devirmeye çalışıyordu ve acaba başarılı oldu mu? Bu kitapta bizimkiler bölünüyor ve bir kısmı Newcago'da kalırken David, Prof ve Tia Yeni Babil' yani eski adıyla Manhattan'a doğru yola çıkıyor. Çünkü bu sefer de buranın demişbaşı Regalia sorun çıkarmaya başlıyor. Ama bakın neler neler oluyor.
Kitabın sonunda birkaç dakika öylece durdum ve bunlar nasıl oldu diye düşünmeye başladım. Gerçekten inanılmazdı. Öyle şeyler oldu ki bunları sonraki kitapta nasıl toplayacaklar bilmiyorum.
Megan gerçekten sevdiğim karakterlerden biri ki kolay kolay bir karakteri benimseyemiyorum. Onu yeniden görmek, David ile diyalogları, yaptıkları çok güzeldi. Prof beni birçok kere çok şaşırttı. Aslında kendisiyle mesafeliyimdir. Öyle bir karakter ki okur bile uzağında kalıyor Prof'un.
Ya bunlardan bahsediyorum ama ilk kitabı okumadığınız için anlamıyorsunuz, değil mi? O yüzden ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? En yakın kitapçıya gidip Steelheart alıyorsunuz. Ya da oluşturduğunuz sepete Steelheart da ekliyorsunuz. Sonrası gelecek eminim! Eğer Brandon Sanderson okumaya korkuyorsanız buradan başlayın. Keyifli okumalar!
♥ Bu kitapta da bana @bookandcoffee__ eşlik etti.

8 Haziran 2017 Perşembe

Kitap Yorumu: Steelheart

Merhaba. 🦉 Bir diğer @bookandcoffee__ ile ortak okumamızla gelmiş bulunmaktayım. Brandon Sanderson benim favori yazarım. Neil Gaiman ile aralarında 0.0001'lik bir fark olduğunu söylemeden geçmeyeyim. 👯 Birçok kitabını okudum ama Steelheart baskısı olmadığı için okuyamadığım bir kitabıydı. Yakın zamanda tekrar basıldı kitap ve ben de serinin bütün kitaplarını aldım.
Diğer kitaplarıyla kıyasladığım zaman biraz aşağıda kaldığını söyleyebilirim ama kesinlikle bu kitabı da çok güzeldi. Bu kitapta mizahi diyaloglar biraz daha fazlaydı ve çok akıcıydı. Ama çeviriyle alakalı biraz sıkıntıların olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca türü fantastik, bilimkurgu ve bir miktar da distopya içeriyor. 



Bu dünyada olağanüstü güçleri olan epikler var ama sorun şu ki bu epiklerin neredeyse hepsi kötü. Newcago'nun başında ise Steelheart var ve bu bölgede epikler de dahil herkesi sindirmiş durumda.
David'in 8 yaşında yaşamış olduğu bir olay ile kitap başlıyor. Burada meydana gelen olaylar sonucu David babasını kaybediyor ve intikam ateşiyle başlıyor epikleri araştırmaya. Her distopyada olduğu gibi burada da bir isyan ekibimiz var. İşte David'in epiklere yönelik bu araştırmalarını, isyan ile iş birliğini ve bunun sonucunda gelişecek olayları okuyoruz. Bakıldığı zaman bilindik yanları var ama kendi içinde özgün. Ayrıca aksiyon bir dakika eksik olmuyor. Sürekli bir olay var ve kendini de okutan bir kitap. Bunun yanı sıra süper gücü olanların dünyayı kurtardığı bir kitap okumuyoruz. Yani anti-kahraman içerikli bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz.
Eğer Brandon Sanderson okumadıysanız ve diğer kitapları gözünüzü korkuyorsa önce Steelheart ile başlayabilirsiniz. Kesinlikle önerimdir!

5 Nisan 2016 Salı

Kitap Yorumu: Sissoylu/Son İmparatorluk

Ne demeliyim? Gerçekten bu kitabı anlatacak kelimeler bulamıyorum. Takip eden arkadaşlarım nasıl bir Neil Gaiman hayranı olduğumu bilir ama sanırım ben o birinciliği Brandon Sanderson'a vereceğim. Ya sen nesin be adam? Vallahi nazarım değecek diye korkuyorum maşşşşallah sana. Arkadaşlar n'olur okuyun şu kitapları. Tüm o listenizi yırtın atın ve o-ku-yun!


Öncelikle şunu demek istiyorum, Brandon Sanderson kitapları -Akılçelen Yayınları'ndan çıkan kitapları olarak- gerek sayfa sayısı, gerek ebat, gerek punto olarak diğer kitaplardan farklı. Kitap gerçekten büyük ve kalın. Okurken kolunuz ağrıyor, fazla elde tutamıyorsunuz zaten ve puntolar ufak. Bunu her Brandon Sanderson başlığı altında tekrarlayıp duracağım sanırım. AMA,
Şunu demek istiyorum, kalın kitap okuma deneyiminiz yoksa kitap sizi zorlar. Ki bu benim 3. Brandon Sanderson kitabım ve kabul etmek zorundayım zaman zaman beni de zorladı.
Bu kitap 1 haftada bitti. Soluklanarak okudum çünkü benim açımdan bunu gerektiren bir kitap.
Ama çok iyiydi ya! Öyle bir dünya örüyor ki size, hayran kalıyorsunuz. Öncelikle Brandan Sanderson kitapları kendi oluşturduğu Kozmer (Cosmere) dünyasında geçiyor. Ya neresinden bahsetsem? O kadar çok şey var ki! Ve kesinlikle spoiler vermek istemiyorum.
Şimdi nedir bu Sissoylu; aslında özel insanlara verilen isim desek olur. Demir, bakır, altın gibi madenlerin -12 taneler- yakabilen ve yakmaları sonucu kendilerine çeşitli özellikler kazandırabilen insanlar.
Tabi sayı olarak da azlar. Bir de Siskanlar var. Bunlar da sadece 1 madenden herhangi birini yakabilen tür. Bunu neden anlattım, merak edip alın diye. :D Burada bakış açısı olarak daha çok Kelsier ve Vin ile beraberiz.
Kelsier... Bu manyak için diyecek söz bulamıyorum. Ben açıkçası doğru düzgün hiçbir karakteri benimseyemiyorum. Ama Kaladin -Kralların Yolu- ve burada da Kelsier. Kelsier bir Kaladin değil şimdi ama :D:D onu da çok sevdim. Gösterdiğinin aksine o kadar yaralı ki, alıp bağrınıza basasınız geliyor. Tabi biz onun aslında neler hissettiğine tanık olabildiğimiz için Kelsier kendini bizden gizleyemedi. Bu arada yazara buradan kocaman bir alacağın olsun ulan! Vin'i de sevdim. Ama hala favori kadın karakterim yok. Oralarda bir yerlerde saklanıyor ama hala kendisiyle karşılaşamadık. :D Kitaptaki her karakter çok iyiydi. Özellikle Breeze, Ham çekişmeleri falan. Aşk yok mu derseniz, azıcık ucundan o da var ama sonuç olarak bu bir epik-fantastik kitabı.
Bir de ciddi bir havası var aslında kitabın. Yani zaman zaman eğleniyorsunuz da ama tamamen değil.


O son çok güzeldi. Yani benim için bir endişedir nasıl bitecek acaba, kötü mü, beklediğim gibi mi vs vs. Hiçbir şekilde beklediğiniz gibi gitmiyor zaten adam sağlam vuruyor sizi. :D Ya gerçekten anlatmak istemiyorum. Olaydan bile bahsetmedim. Ben size arka yazıyı bırakayım en iyisi. Ondan daha iyi anlatamam.
Ha ona geçmeden, bir Brandon Sanderson özelliği olarak; yeni bölüm başlamadan önce ufak bir kısım veriyor size. Tabi siz bu ne şimdi deyip her bölüm başında okuyorsunuz. Onları önemsemeden okumayın çünkü her kitabında onların mutlaka bir anlamı oluyor ve siz ortalarında ya da sonlarında ne olduğunu anlıyorsunuz.
Bir de Parlayan Sözler -Fırtınaışığı 2- matbaaya gitti diye biliyorum. Brandon Sanderson yeni bir üçleme yazmaya başlamış ve yine 3 ciltten oluşacak bir çizgi roman yazmaya da başlamış. Arı gibi mübarek. :D Ve bir bilgi olarak bu serinin 3. kitabı da çıktı ama ilk basımında çok yazım hataları varmış o yüzden 2.baskı almanız yönünde tavsiyelere hep beraberce uyalım diyorum ben. :D Neyse çok uzattım.

"Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.
Yenik düştü.
O zamanlardan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.

Gecenin sahibi sisler. Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar.

Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dahi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5 

Sürekleyici/Akıcı olma (%45): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

Orijinal İsim (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 5

22 Şubat 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kralların Yolu

Bitmiş olamaz, değil mi? Gerçekten! İkinci kitap hemen çıksa iyi olur yoksa ben bu kitabın boşluğunu neyle doldururum bilmiyorum. Kitabın boyutundan korkup erteleyenler, hata edersiniz. Bu nasıl bir hayal gücüdür? Bildiğiniz yazar baştan bir dünya yaratmış. Bir o kadar dünyaya benzeyen ama bir o kadar ondan uzak. Gerçekten şu kurgu mükemmel değilse de ne?
Öncellikle belirteyim, kitap boyut olarak büyük, sayfa sayısı 910 ve puntolar küçük. Okurken kolum yoruldu öyle söyleyeyim. :D Başta beni de korkuttu. Ben bunu nasıl okuyacağım dedim kendime. Şunu anladım ki böyle kalın ve yoğun kitaplar için uzun bir zaman dilimi ayrılmalı. Ben 2 haftada okudum ve 50-100 sayfa arasında değişti. Bazı günler ödevden okuyamadığım oldu. Gece 3'e kadar okuduğum da oldu. Okulumdan kaynaklı böyle ayırmak zorunda kaldım aslında ama böyle olduğu iyi oldu. Rüzgarın Adı ve Elantris'ten sonra bir dönem kitap okuyamamıştım. Ama şu an kendimi o durumda hissetmiyorum. Yani demek istediğim okursanız -ki okuyun- sindire sindire gidin.
Seri 10 kitaptan oluşacakmış. Yurt dışında 3 kitap basıldı. Yayınevi 2.kitabın çevirisinin bittiğini 2-3 ay önce söylemişti. Sissoylu 3 çıktıktan sonra Fırtınaışığı Arşivi 2'de bizimle olacak. Şimdi çok spoiler vermeden karakterlerden bahsedeyim


Kitap 4 ana karakterin etrafında dönüyor. Ama ara bölümlerde başka karakterleri de okuyoruz ki bunlar diğer kitaplarda da karşımıza çıkacaklar büyük ihtimalle. Okurken bunların nasıl birleşeceğini merak ediyorsunuz.
Kaladin, bir asker. Bir hekim. Bir köle. Kitap boyunca sürekli onun yanında olacaksınız. Shallan okurken Kaladin ne yapıyor diyeceksiniz. Szeth okurken Kaladin işini halletti mi diyeceksiniz. Dalinar okurken Kaladin hala güçlü mü diyeceksiniz. Bu kitap özellikle Kaladin üzerinde duran bir kitaptı zaten. Biz kitabın büyük çoğunluğunda onu köle olarak okuyacağız. O kadar güçle ayakta duruyor ki. Şu an bir numaralı karakterim kendisi.
Ona hayran kalmaktan bir dakika kendimi alamadım. Syl kesinlikle üzerinde durulması gereken başka karakter. Onu hep Kaladin'le okuyoruz.


Kitapta spren diye bir tür var. Onu açıklamayağım ama ufak, herkese görünmeyen, çok da zeki olmayan yaratıklar desem doğru olur. Syl Kaladin'i bir dakika yalnız bırakmayan bir spren. İkisinin diyaloglarını okurken o ikisi arasındaki ilişkiyi ve Syl'i gerçekten sevdim. Ama bu kitapta Syl hakkında bir şeylerden emin olmak mümkün değil. Ama kötü bir şeyler varmış gibi gelmedi bana.


Shallan bir ressam. Bir evin tek kızı. Bir alim adayı. Aynı zamanda bir hırsız adayı. Babası öldüğü için Jasnah'ın -kralın kız kardeşi- himayesi altına girip alim olmak istiyor. Görünürde. Ama işin aslı başka. Onu okuyup öğrenmeniz daha iyi. Shallan'ın ilk 2 kısmı biraz sıktı ama sonradan onun kısımları da merakla okudum. Shallan eh, çok bana işlemedi ama gözüme batan bir karakter de değil. İkinci kitap daha çok Shallan etrafında şekillenecek diye okudum. Bu arada Jasnah da önemli karakter.
Dalinar bir yüceprens. Bir baba. Belki de bir ermiş. Gavilar -eski kral ve Dalinar'ın kardeşi- öldüğü zaman derinden sarsılıyor ve onun intikamı için yanıp tutuşuyor. Ama zamanla onda da bir şeyler değiştiğini okuyoruz. Dalinar ve Adolin - Dalinar'ın oğlu- kısımlarını sevdim. Genel anlamda onun kısımlarını okumak da sizde bir merak uyandırıyor. Dalinar gerçekten sevdiğim bir karakter.
Szeth bir suikastçi, bir köle, belki en vicdan sahipli insan. Szeth'i bu kitapta fazla görmedik. Sadece nerelerde ne parmağı olduğunu öğrenmek için gözümüz üstündeydi. Ama tam olarak onu anlayacak fırsat bu kitapta bize verilmemişti. Yine de bir şekilde ona kötü gözle bakamıyorsunuz.


Konudan bahsetmek biraz zor. Çünkü olaylar çok bağlantılı. O yüzden anlatabileceğimi sanmıyorum. Ama bir film, dizi olsa sağlam olur. O kadar çözülmeyi bekleyen ve sizi meraktan çatlatacak dereceye getiren gizemler var ki. Parshendiler en başta!
Bir 400 sayfa karakterleri tam olarak anlamakla geçiyor ve buradan sonrası hareketleniyor. O 400 sayfa için asla sıkıcıydı diyemem. Kitap şu an 53 lira. Sitelerde 40-41 civarı bir fiyata satıldı. Ben hediye aldırdım eheheh. Kesinlikle o paraya değer. İkinci, üçüncü hatta onuncu kitaba kadar 40-50 vermek beni düşündürmüyor bile. Almam diyorsanız da bir yerlerden okumaya bakın derim. :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Daha özgün ve güzel konu bulursanız bana da söyleyin. :D

Sürekleyici/Akıcı olma (%45): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5

Orijinal İsim (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 5

29 Kasım 2015 Pazar

Kitap Yorumu: Elantris

Kitap bitince bir Elantrian olsam nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim.
Fazla göz korkutan ama akıp giden cinsten bir kitaptı. Sayfa sayısı 508 ve normal kitap ebatından biraz daha büyük. Brandon Sanderson ile ilk kez tanıştığım kitap.
Açıkçası yaklaşık 3 haftadır kitap okuyamıyorum. Suçlusu da bu ve Rüzgarın Adı. :D
Böyle iyi iki kitaptan sonra elimdekiler sarmadı sanırım.


Şimdi bir normal insanları düşünün, bir de normal olmayan insanları. İşte burada normal olmayanlar Elantrianlar. Ama bunlar toplumun ilahlaştırdığı cinsten normal olmayan insanlar. Hatta insan da demek yanlış olur, Elantrian işte.
Tenleri parlak, duruşlarından güç ve asalet akıyor. En önemlisi de onların büyüyü oluşturma özelliği var.
Bu adra-kadabra gibi bir şey değil. Bunlar, aonlar. Büyüyü ortaya çıkaran şey, aonlar.
Peki aon tam olarak ne? İşte kitap boyunca gizemini sürdüren şeylerden biri buydu. Onu söyleyemiyorsunuz, çağıramıyorsunuz. Onu çiziyorsunuz. O kadar narinler ki bir yerini yamuk mu yaptın uçup gidiyorlar ya da...


Şimdi, elantrianların başında bir hastalık beliriveriyor. Özelliklerini de güzelliklerini de kaybediyorlar. O tanrı yerine koydukları elantrianları Elantris kapıları arkasına kapatıp ölüme terk ediyorlar. Ya da edemiyorlar. Bunu okuyup öğrenin!
Kitap 3 ana karakterin bakış açısına göre anlatılıyor. Prens, prenses, rahip.
Ama bu akışı kesen bir şey değil. Sadece rahibin olduğu kısımlarda biraz sıkıldım ben. :D


Kitap boyunca ütopik dinlerin kendi aralarında kavgalarını, ülkenin siyasi yapısını ve tabi ki Elantrianların bu işin içinden nasıl çıktığını okuyoruz. Ancak bunlardan da bahsedersem felaket spoiler vermek zorunda kalırım. O yüzden, 'kesinlikle' alıp okuyun. 
Ayrıca, yazarın ilk kitabıymış. Ama bunu asla hissetmiyorsunuz. 
Sıradaki Kralların Yolu Serisi! :D 
Haydi iyi okumalar.