Bloguna uğramayan bir Kalem Fili'nden selamlar! Haziran ayının ilk kitabıyla geldim. Aslında bu kitabı mayıs ayında Kore Fenomeni ile okuyacaktık. Başladım da ama sınav dönemi dolayısıyla ara verdim. Anladım ki ara vermek bana yaramıyor. 🤷🏼♀️ Kitaba çok severek başladım ama araya soğukluk girince aynı hevesle bitiremedim.
Önceklikle yazarın dili gerçekten çok güzel. Ne vermek istiyorsa okuyucuyu sıkmadan yapıyor. Ayrıca konulara alışılmışın dışında yaklaşıyor ve yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyor okuruna. Nedir bu bakış açısı derseniz bu kitap için; işlenecek bir cinayeti bütün kasabanın biliyor oluşu!
Santiago Nasar, Vicario ikizleriyle yakın arkadaş ancak bir namus meselesi yüzünden arkadaşını öldürecekleri kitabın en başından belli. Evet, daha ilk sayfadan bu gerçeği öğreniyorsunuz ama buna rağmen tüm kitabı okuyorsunuz. Bence bu başarması zor bir şey ama yazar bunu öyle ustalıkla yapmış ki!
Kitap boyunca bize Vicario kardeşlerin bunu çok da yapmak istemedikleri havası veriliyor, öyle ki tüm kasabaya bu kararlarını duyuruyorlar da belki bizi bir durduran olur umuduyla. Diğer yandan Santiago'ya yapılan bu suçlamanın aslı var mı yok mu kitap boyunca belirsiz, buna rağmen işlenecek cinayeti öğrenen kasaba ne Santiago'yu uyarıyor ne de kardeşleri durduruyor. Hepsinin kendince bahanesi var ama bu bahanelerin hiçbiri yapılan cinayetin yalnızca ikizler tarafından değil, aslında tüm kasaba tarafından işlendiği gerçeğini değiştirmiyor.
Hiçbir şey bir insanın hayatından daha önemli değildir ama koca kasabanın böyle bir şeye ne gerekçeyle göz yumduğunu öğrenmek istiyorsanız, alın ve okuyun. 💁🏼
Kitap büyük küçük pek çok ayrıntı içeriyor ama hepsine bir arada şahit olunca daha güzel, o yüzden daha fazla uzatmıyorum ve tavsiye ettiğimi de ekleyerek gidiyorum. 🌿
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Temmuz 2017 Pazartesi
9 Temmuz 2017 Pazar
Kitap Yorumu: Aristo ve Dante Evrenin Sırlarını Keşfediyor
Öyle sanıyorum ki aramızda Aristo ve Dante'nin çevirisini beklemeyen insan sayısı çok çok azdır. Haliyle çıkar çıkmaz birçok bookstagram da okudu, yorumladı. Herkesin favorilerine girdi. Ama ben biraz abartıldığını düşünmeden edemedim. Kitap gerçekten çok güzel, insana dokunmayı bilen bir tarafı var. Ama benim göklere çıkardığım bir kitap olmasından ziyade gerçekten sevdiğim ama favorilerime eklemediğim bir kitap oldu.
Yazarın dilini çok sevdim. Kitap gerçekten akıp gidiyor. Ayrıca öyle cümleler kurmuş ki, okuduğunuz an nereye gitmesi gerektiğini biliyor.
Her şeyden önce kitabın lgbt temalı bir kitap olduğunu söyleyeyim. Aristo 15 yaşında ve yaşının gerektirdiği şekilde davranıyor aslında. Ama kendi içinde fazla kırılgan bir çocuk; abisini özleyen, babasına sarılmak istese de yapamayan, annesinin kendisini daha çok anlamasını bekleyen. Dante ise ailesinden son derece memnun ancak kendi içinde belki de Aristo'ya göre daha kolay kaybolan ama yolunu daha kolay bulan bir karakterdi. İkisi de kolay kolay arkadaş edinemezken birbirlerini buluyorlar ve biz de onların kendilerine, birbirlerine, evrene dair sırlarına ortak oluyoruz. Aristo zaman zaman beni uyuz eden düşüncelere sahip olsa da sevdim ancak Dante gerçekten favorim oldu. Hayata bakışı, düşünce tarzı, hele son kısımlarda kardeşi hakkında söyledikleri. Çok naif bir karakterdi.
Yani genel olarak sevdiğim bir kitap okumuş oldum. Herkese öneririm, size bir şeyler katacağına inandığım bir kitap ama okumadan evvel tüm o güzel yorumları unutun ve beklentilerinizden arının. Keyifli okumalar.
2 Temmuz 2017 Pazar
Kitap Yorumu: Merlin Kayıp Yıllar
Herkese merhaba! 🌅 Nasılsınız bakalım? Ben iyiyim! Tatil su gibi akıyormuş gibi hissediyorum. Okul bu yıl gerçekten çok zorlayıcıydı benim için. Ne derseniz deyin siz yetişkinler, öğrenci olmak da gerçekten zor. 🙃
Şimdi gelelim bugünün kitabına; Merlin Kayıp Yıllar. Ben dizisini çok seviyordum. Tabi işin içine final bölümünü katarsak iş değişir, ama gelin biz final hiç olmamış gibi davranalım. Diziye karşı böylesi bir sevgi besliyor olduğumdan dolayı da kitabını görünce hemen sepete ekledim ve aldım. Sonuç olarak benim için orta halli bir kitap oldu. Bazı kısımlar gereksiz uzatılmıştı ve zaman zaman kitabın akıcılığını bozdu. Yazarın anlatımını sevdim ve kitabın baskısı, kapağı konusunda yayınevi iyi bir iş çıkarmış. Başlangıçta yazarın kitapta bir önsözü vardı ve çok bilgilendiriciydi. Bu kısımda neden böyle bir kitap yazma ihtiyacından ve Merlin ile ilgili bildiği birkaç bilgiden bahsediyor. Şimdi burada Merlin 12 yaşlarında bir çocuk. Kitap boyunca da onun kendini aramasını, güçlerini kabullenmesini ve elbette, bir şeyleri kurtarmasını okuyoruz. Anlayacağınız yazar işi bayağı bir baştan almış. Dolayısıyla diziyle ve oyuncularla alakalı bir canlandırma yapamadım. 😂 Ama yine de sıkıntı olmadı. Kitaptaki karakterleri gerçekten sevdim ve seriye de devam etmeyi düşünüyorum. Alt tarafı 12 kitaptan oluşuyor canııııım sende. 🙄 Merlin seven insanlara öneriyorum ama Merlin ile alakası olmayan biri okursa sanırım bir miktar sıkılabilir. 🙆🏼 Ama bana göre, seriye giriş kitabı için fena değildi.
Şimdi gelelim bugünün kitabına; Merlin Kayıp Yıllar. Ben dizisini çok seviyordum. Tabi işin içine final bölümünü katarsak iş değişir, ama gelin biz final hiç olmamış gibi davranalım. Diziye karşı böylesi bir sevgi besliyor olduğumdan dolayı da kitabını görünce hemen sepete ekledim ve aldım. Sonuç olarak benim için orta halli bir kitap oldu. Bazı kısımlar gereksiz uzatılmıştı ve zaman zaman kitabın akıcılığını bozdu. Yazarın anlatımını sevdim ve kitabın baskısı, kapağı konusunda yayınevi iyi bir iş çıkarmış. Başlangıçta yazarın kitapta bir önsözü vardı ve çok bilgilendiriciydi. Bu kısımda neden böyle bir kitap yazma ihtiyacından ve Merlin ile ilgili bildiği birkaç bilgiden bahsediyor. Şimdi burada Merlin 12 yaşlarında bir çocuk. Kitap boyunca da onun kendini aramasını, güçlerini kabullenmesini ve elbette, bir şeyleri kurtarmasını okuyoruz. Anlayacağınız yazar işi bayağı bir baştan almış. Dolayısıyla diziyle ve oyuncularla alakalı bir canlandırma yapamadım. 😂 Ama yine de sıkıntı olmadı. Kitaptaki karakterleri gerçekten sevdim ve seriye de devam etmeyi düşünüyorum. Alt tarafı 12 kitaptan oluşuyor canııııım sende. 🙄 Merlin seven insanlara öneriyorum ama Merlin ile alakası olmayan biri okursa sanırım bir miktar sıkılabilir. 🙆🏼 Ama bana göre, seriye giriş kitabı için fena değildi.
21 Haziran 2017 Çarşamba
Kitap Yorumu: Yabancı/Albert Camus
Selamlar! 🌸 Evet, yeni bir ortak okuma daha. 🙈 Albert Camus benim gerçekten çok sevdiğim bir yazar ve Yabancı da sevdiğim kitaplarından biri. Aramızda okumayanlarımız var mı? Bence en azından yazarı denemelisiniz. 👍🏼
Mersault öyle bir karakter ki, bir yerden sonra gerçekten 'Böyle insan mı olur ya?!' diyorsunuz. Ama oluyor arkadaşlar. Mersault o kadar boş vermiş ki her şeyi; ölümü bile! Yani yaşama da, yaşamın gerektirdiği şeylere de yabancı, kayıtsız, umursamaz. Onun için her şeye verilecek en doğru cevap 'fark etmez.'
Kitap, kahramanın annesinin ölümüyle beraber kahramanın bakım evine gitmesiyle başlıyor. Annesinin ölümüne karşı bu umursamaz tutumu orada çok ayıplanarak karşılanıyor ama Mersault için 30 yaşında ya da 70 yaşında ölmenin bir farkı yok; hayat bir başkasının yaşıyor oluşuyla devam ediyor zaten, 'fark etmez.' İşte bu noktada kahramanın umursamazlığı insanı rahatsız ediyor. Şöyle bir sarsmak istiyorsunuz. Yani bu romanda kahramanın bu umursamazlığının başına neler açtığını okuyoruz. Hoş onu da umursamıyor. Çünkü ona göre hayat yaşamaya değmez, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, normlar saçmadır. Yazarın dilini seviyorum, biraz ağır doğru ama az sabırla üstesinden gelinir. Gerek ana konu olsun gerek alt başlıkları, ben yine beğenerek okudum. Klasik kitap geçmişi olanlara tavsiyemdir, olmayanlar için bana kalırsa henüz erken bir kitap bu. 🤗 Keyifli okumalar!
Mersault öyle bir karakter ki, bir yerden sonra gerçekten 'Böyle insan mı olur ya?!' diyorsunuz. Ama oluyor arkadaşlar. Mersault o kadar boş vermiş ki her şeyi; ölümü bile! Yani yaşama da, yaşamın gerektirdiği şeylere de yabancı, kayıtsız, umursamaz. Onun için her şeye verilecek en doğru cevap 'fark etmez.'
Kitap, kahramanın annesinin ölümüyle beraber kahramanın bakım evine gitmesiyle başlıyor. Annesinin ölümüne karşı bu umursamaz tutumu orada çok ayıplanarak karşılanıyor ama Mersault için 30 yaşında ya da 70 yaşında ölmenin bir farkı yok; hayat bir başkasının yaşıyor oluşuyla devam ediyor zaten, 'fark etmez.' İşte bu noktada kahramanın umursamazlığı insanı rahatsız ediyor. Şöyle bir sarsmak istiyorsunuz. Yani bu romanda kahramanın bu umursamazlığının başına neler açtığını okuyoruz. Hoş onu da umursamıyor. Çünkü ona göre hayat yaşamaya değmez, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, normlar saçmadır. Yazarın dilini seviyorum, biraz ağır doğru ama az sabırla üstesinden gelinir. Gerek ana konu olsun gerek alt başlıkları, ben yine beğenerek okudum. Klasik kitap geçmişi olanlara tavsiyemdir, olmayanlar için bana kalırsa henüz erken bir kitap bu. 🤗 Keyifli okumalar!
14 Haziran 2017 Çarşamba
Kitap Yorumu: Kazananın Laneti
Herkese merhaba! Kazananın Laneti birçok insanın beğendiği bir kitap olmuştu ve çok da merak ediyordum. Ancak elimde çok fazla seri olduğundan ve bu serinin ikinci kitabı çıkmadığı için seri devamı nasıldır bilemeyeceğim için beklemeye karar vermiştim. Sonra @peraninkitapligi 'ndan Büşü'yle ortak okuma yapabilmek adına kitabı aldım. Onunla okumak, fikir alışverişi yapmak, bittikten sonra kendi aramızda yorumlamak çok keyifliydi!
Yazar hakkında düşüncelerimden bahsedeyim önce. Ben dilini sevdim, akıcı ve zorlamıyor. Olay örgüsü da bakınca bilindik, yine de yazarın işleyişi açısından güzeldi ama bence distopyadan ziyade bir aşk romanı yazsa daha başarılı olurdu. Çünkü bu kitap distopya yönü zayıf bir kitaptı bana göre.
Zamanında yaşanan bir savaş sonucu Valorya, Herrani topraklarını alıyor ve Herrani halkını köle yapıyor. Kestrel, Valoryalı ve General Trajan'ın kızı. Arin, Herranili ve o bir köle. Kitap, Kestrel'in yolunun köle pazarına düşmesi ve bunun sonunda Arin'i satın almasıyla başlıyor. Sonrasında Kestrel'in Arin'den köşe bucak uzak durmaya çalışmasını, sonra buna mani olamamasını, sonra ikili arasında geçen diyalogları, sonra ikilinin başına gelen bazı 'distopik' yönü daha ağır olan birkaç kısmı okuyoruz.
Bence kitap kendi içinde çok fazla boşluk barındırıyordu. Okuduğum savaş sahneleri çok yavandı, kurgulanan isyan çok ince işlenmişti doğru ama uygulamada yazar daha sağlam gelebilirdi. Bence aşk daha çok işlenen bir temaydı. Seriye giriş kitabı için ortalamaydı ama öyle çok beğendiğim. göklere çıkardığım bir kitap da olmadı. Devamını getireceğim ama umarım sonraki kitaplar daha dolu dolu olur. Tavsiye eder miyim, çok bilemiyorum ama beklentiniz olmadan başlayın bence. Herkese keyifli okumalar dilerim!
9 Haziran 2017 Cuma
Kitap Yorumu: Firefight
HARİKAYDI.
Hazır Dex bu kitapları tekrar basmışken, koşun ve alın.
Brandon Sanderson, sen gerçekten harika harika harika bir yazarsın. Firefight serinin ikinci kitabıydı. İlk sayfadan aksiyonun ortasına düşüyorsunuz! Zaten sonra da bir dakika kesilmiyor. Gerçekten okurken nefes almadığımı fark ettim ve zaman zaman kitabı bırakmak zorunda kaldım! Özellikle 300 sayfadan sonra nasıl okudum ve bitti anlamadım. Sanki her şey bir dakika içinde oldu bitti gibi... Belki de abartıyorum. Bilmiyorum. Olabilir. Ama yani çok beğendim işte, daha nasıl anlatabilirim bunu? Yazarın diline, olayları verişine, hayal dünyasına diyecek söz yok. ADAM MUAZZAM. Ayrıca Steelheart Serisi yazarın diğer serileri yanında sönük, siz düşün gerisini.
Bizim asiler ekibi bundan öncesinde Newcago'da Steelheart'ı devirmeye çalışıyordu ve acaba başarılı oldu mu? Bu kitapta bizimkiler bölünüyor ve bir kısmı Newcago'da kalırken David, Prof ve Tia Yeni Babil' yani eski adıyla Manhattan'a doğru yola çıkıyor. Çünkü bu sefer de buranın demişbaşı Regalia sorun çıkarmaya başlıyor. Ama bakın neler neler oluyor.
Kitabın sonunda birkaç dakika öylece durdum ve bunlar nasıl oldu diye düşünmeye başladım. Gerçekten inanılmazdı. Öyle şeyler oldu ki bunları sonraki kitapta nasıl toplayacaklar bilmiyorum.
Megan gerçekten sevdiğim karakterlerden biri ki kolay kolay bir karakteri benimseyemiyorum. Onu yeniden görmek, David ile diyalogları, yaptıkları çok güzeldi. Prof beni birçok kere çok şaşırttı. Aslında kendisiyle mesafeliyimdir. Öyle bir karakter ki okur bile uzağında kalıyor Prof'un.
Ya bunlardan bahsediyorum ama ilk kitabı okumadığınız için anlamıyorsunuz, değil mi? O yüzden ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? En yakın kitapçıya gidip Steelheart alıyorsunuz. Ya da oluşturduğunuz sepete Steelheart da ekliyorsunuz. Sonrası gelecek eminim! Eğer Brandon Sanderson okumaya korkuyorsanız buradan başlayın. Keyifli okumalar!
♥ Bu kitapta da bana @bookandcoffee__ eşlik etti.
Hazır Dex bu kitapları tekrar basmışken, koşun ve alın.
Brandon Sanderson, sen gerçekten harika harika harika bir yazarsın. Firefight serinin ikinci kitabıydı. İlk sayfadan aksiyonun ortasına düşüyorsunuz! Zaten sonra da bir dakika kesilmiyor. Gerçekten okurken nefes almadığımı fark ettim ve zaman zaman kitabı bırakmak zorunda kaldım! Özellikle 300 sayfadan sonra nasıl okudum ve bitti anlamadım. Sanki her şey bir dakika içinde oldu bitti gibi... Belki de abartıyorum. Bilmiyorum. Olabilir. Ama yani çok beğendim işte, daha nasıl anlatabilirim bunu? Yazarın diline, olayları verişine, hayal dünyasına diyecek söz yok. ADAM MUAZZAM. Ayrıca Steelheart Serisi yazarın diğer serileri yanında sönük, siz düşün gerisini.
Bizim asiler ekibi bundan öncesinde Newcago'da Steelheart'ı devirmeye çalışıyordu ve acaba başarılı oldu mu? Bu kitapta bizimkiler bölünüyor ve bir kısmı Newcago'da kalırken David, Prof ve Tia Yeni Babil' yani eski adıyla Manhattan'a doğru yola çıkıyor. Çünkü bu sefer de buranın demişbaşı Regalia sorun çıkarmaya başlıyor. Ama bakın neler neler oluyor.
Kitabın sonunda birkaç dakika öylece durdum ve bunlar nasıl oldu diye düşünmeye başladım. Gerçekten inanılmazdı. Öyle şeyler oldu ki bunları sonraki kitapta nasıl toplayacaklar bilmiyorum.
Megan gerçekten sevdiğim karakterlerden biri ki kolay kolay bir karakteri benimseyemiyorum. Onu yeniden görmek, David ile diyalogları, yaptıkları çok güzeldi. Prof beni birçok kere çok şaşırttı. Aslında kendisiyle mesafeliyimdir. Öyle bir karakter ki okur bile uzağında kalıyor Prof'un.
Ya bunlardan bahsediyorum ama ilk kitabı okumadığınız için anlamıyorsunuz, değil mi? O yüzden ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? En yakın kitapçıya gidip Steelheart alıyorsunuz. Ya da oluşturduğunuz sepete Steelheart da ekliyorsunuz. Sonrası gelecek eminim! Eğer Brandon Sanderson okumaya korkuyorsanız buradan başlayın. Keyifli okumalar!
♥ Bu kitapta da bana @bookandcoffee__ eşlik etti.
8 Haziran 2017 Perşembe
Kitap Yorumu: Steelheart
Merhaba. 🦉 Bir diğer @bookandcoffee__ ile ortak okumamızla gelmiş bulunmaktayım. Brandon Sanderson benim favori yazarım. Neil Gaiman ile aralarında 0.0001'lik bir fark olduğunu söylemeden geçmeyeyim. 👯 Birçok kitabını okudum ama Steelheart baskısı olmadığı için okuyamadığım bir kitabıydı. Yakın zamanda tekrar basıldı kitap ve ben de serinin bütün kitaplarını aldım.
Diğer kitaplarıyla kıyasladığım zaman biraz aşağıda kaldığını söyleyebilirim ama kesinlikle bu kitabı da çok güzeldi. Bu kitapta mizahi diyaloglar biraz daha fazlaydı ve çok akıcıydı. Ama çeviriyle alakalı biraz sıkıntıların olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca türü fantastik, bilimkurgu ve bir miktar da distopya içeriyor.
Bu dünyada olağanüstü güçleri olan epikler var ama sorun şu ki bu epiklerin neredeyse hepsi kötü. Newcago'nun başında ise Steelheart var ve bu bölgede epikler de dahil herkesi sindirmiş durumda.
David'in 8 yaşında yaşamış olduğu bir olay ile kitap başlıyor. Burada meydana gelen olaylar sonucu David babasını kaybediyor ve intikam ateşiyle başlıyor epikleri araştırmaya. Her distopyada olduğu gibi burada da bir isyan ekibimiz var. İşte David'in epiklere yönelik bu araştırmalarını, isyan ile iş birliğini ve bunun sonucunda gelişecek olayları okuyoruz. Bakıldığı zaman bilindik yanları var ama kendi içinde özgün. Ayrıca aksiyon bir dakika eksik olmuyor. Sürekli bir olay var ve kendini de okutan bir kitap. Bunun yanı sıra süper gücü olanların dünyayı kurtardığı bir kitap okumuyoruz. Yani anti-kahraman içerikli bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz.
Eğer Brandon Sanderson okumadıysanız ve diğer kitapları gözünüzü korkuyorsa önce Steelheart ile başlayabilirsiniz. Kesinlikle önerimdir!
Diğer kitaplarıyla kıyasladığım zaman biraz aşağıda kaldığını söyleyebilirim ama kesinlikle bu kitabı da çok güzeldi. Bu kitapta mizahi diyaloglar biraz daha fazlaydı ve çok akıcıydı. Ama çeviriyle alakalı biraz sıkıntıların olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca türü fantastik, bilimkurgu ve bir miktar da distopya içeriyor.
Bu dünyada olağanüstü güçleri olan epikler var ama sorun şu ki bu epiklerin neredeyse hepsi kötü. Newcago'nun başında ise Steelheart var ve bu bölgede epikler de dahil herkesi sindirmiş durumda.
David'in 8 yaşında yaşamış olduğu bir olay ile kitap başlıyor. Burada meydana gelen olaylar sonucu David babasını kaybediyor ve intikam ateşiyle başlıyor epikleri araştırmaya. Her distopyada olduğu gibi burada da bir isyan ekibimiz var. İşte David'in epiklere yönelik bu araştırmalarını, isyan ile iş birliğini ve bunun sonucunda gelişecek olayları okuyoruz. Bakıldığı zaman bilindik yanları var ama kendi içinde özgün. Ayrıca aksiyon bir dakika eksik olmuyor. Sürekli bir olay var ve kendini de okutan bir kitap. Bunun yanı sıra süper gücü olanların dünyayı kurtardığı bir kitap okumuyoruz. Yani anti-kahraman içerikli bir kitap olduğunu da söyleyebiliriz.
Eğer Brandon Sanderson okumadıysanız ve diğer kitapları gözünüzü korkuyorsa önce Steelheart ile başlayabilirsiniz. Kesinlikle önerimdir!
6 Haziran 2017 Salı
Pinokyo Olsam Burnum Kaf Dağını Deler Geçer
Evet en son bu sefer iyi geldim, çok da güzel iyi geldim havalarında yayınımı paylaşıp dedim ki, 'Tamam Kalem Fili, artık blogunla ilgilen. Orası senin depon, ne var ne yok doldur gitsin!'
Ama arkadaşlar, hayat olmadık anlarda olmadık şeyler çıkarıyor karşınıza. Kendi adıma zor zamanlar geçirdim. Zor zamanların üstüne zor bir sınav dönemi geçirdim. Kimin iyi kimin kötü gün dostu olduğunu anlamama vesile olan bu süreç içerisinde insanlara çok da anlam yüklememek gerektiğini de anlamış oldum lakin gelin görün ki insan insana değer vermeyi bir an olsun bırakmayı düşününce şu dünyanın hiçbir anlamı kalmıyor.
Eh, zaman her şeyin ilacı. Bunlar üzerinden de çok sular akacak elbet ama ben sanırım kaybettiğim pek çok şeyin yerine yeni bir tanesini koyamayacağım. Olsundu. Mutluymuş gibi davranmak ya da kendini hayatın o yalancı rüzgarına kaptırmak daha kolay.
O yüzden gelin şu yalan dünyada başıma gelen daha masumane şeylerden bahsedelim.
O zaman en az masum olan şeyden başlayayım; sınavlar!
Gerçekten bu dönem canıma okudular. O kadar zor atlattım ki anlatamam. Verimli zaten çalışamadım, üstüne konular çok ağırdı, hocalar sağ gösterip sol vurdu derken işte zaman ya, bunu da geride bıraktık.
Tatilim başlayalı bir hafta oluyor ve bu süre boyunca uyuyorum, kitap okuyorum, anime izliyorum. Tembellik yapıyorum bol bol.
Bu ay kendime 20 kitaptan oluşan bir liste yaptım. Kararlıyım, okuyacağım! İnanıyorum kendime.
Ayrıca hunharca kitap okumayı çok özlemişim.
Şu aralar sardığım bir şey ise Naruto. Arkadaşım @peraninkitapligi'ndan Büşra sayesinde başladım ve inanılmaz güzel bir anime olduğunu düşünüyorum. Anime izlemek istiyorsanız bir şans verin derim.
Kore dizisi henüz izlemiyorum ve ne yenidir ne güzeldir bir fikrim yok ama bu hafta içerisinde şöyle üç beş dizeye birden başlamayı düşünüyorum.
Ve Korece öğreniyorum! Nasıl mı? Memrise isimli bir program ile! Program yılın en iyisi ödülünü aldı ve dibine kadar hak ediyor arkadaşlar, mutlaka bakmanızı öneririm.
Şu an Ramazan Ayı sebebiyle pek evden çıkmamayı planlıyorum ancak bittiği gibi İstanbul'a gitmeyi düşünüyorum. O kadar harika insanlarla tanıştım ki İnstagram sayesinde. Hepsiyle de yüz yüze görüşmek istiyorum. Ayrıca ömrüm boyunca İstanbul'a hiç gitmedim. Sonrasında Ağustos sonu Eylül başı gibi Muğla yolları görünüyor ama bakalım neler olacak.
Bu sefer geri döndüm demiyorum, ama blogumu unutmadığımı da şuraya iliştirmeden gitmek istemiyorum.
Son olarak, instagramı aktif olarak kullanarak buraya ihanet ettiğimi biliyorum. :D Ama orası daha kolayıma geliyor açıkçası. O yüzden daha aktif bir Kalem Fili görmek istiyorsanız instagramdan da kitap yorumlarıma bakabilirsiniz. Bir tık tık yeter. :')
Ayrıca artık kitap yorumlarımı instagramdan buraya taşımaya karar verdim. Böylece burada da aktifliğimi koruyabilirim. ^^
Herkese hayırlı ramazanlar olsun. Bol kitaplı, dizili, filmli, eğlenmeli, gülmeli ve en önemlisi sağlık dolu bir yaz olur umarım.
Kitap Yorumu: Palto
Selam! 👒 Bugün kısacık bir kitabın yorumuyla geldim. Kitabı Kore Fenomeni ile okuduk.
- Sonsözüyle beraber kitap 66 sayfa, yani bir saat gibi bir sürede bitebilirsiniz. Ayrıca yazarın dili çok güzeldi, zaten oturup da Gogol'u eleştirmek bana düşmez. Sadece biraz korkuyordum dilinden lakin sanki biri sizi karşısına almış da bir anısını anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. Zaten anlatımı da o yönde ilerliyor.
- Ayrıca Dostoyevski demiş ki, 'Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık.' Çok iyi değil mi? 👍🏼
- Şimdi Akakiy Akakiyeviç işine son derece bağlı bir katip ancak oldukça pasif ve çevresince de saygı duyulmayan bir adam. Soğuk Rus rüzgarlarının estiği bir günde katibimiz paltosunun artık kendisini koruyamadığını fark ediyor ve evvelden tanıdığı bir terziye yama yapması için götürüyor ancak terzi paltonun yama yapılamayacak kadar eski olduğunu, yeni bir palto dikmenin şart olduğunu söylüyor. Akakiy bu yeni haberle telaşlanıyor çünkü zor geçinen bir adam. Velhasıl almasına vesile olan birkaç olay sonunda da palto dikiliyor ve Akakiy daha önce farkına varmadığı pek çok duygunun içinde mutlulukla yüzmeye başlıyor. Ancak bu mutluluğu uzun sürmüyor ne yazık ki. Nedenini öğrenmek için lütfen okuyunuz. 💁🏼Öncelikle kitap çok kısa, konu belli ama olayın derinliği çok farklı. Bu kitap da bakıldığında içerisinde başka şeyleri temsil eden pek çok simgeye sahip. Eski palto kişinin dingin kişiliği, çalışkanlığı, görünmezliği iken yeni palto belanın bizzat davetiyesi oluyor bu kitapta. Ayrıca insanların istediklerinde nasıl zalim ve alaycı olabileceğini bir kitapla daha görmüş oluyoruz. Kitabın sonlarında bir olay oluyor, burada söylemek istemiyorum ama okuyanlar anlayacaktır. Ben mesela bu olayın Akakiy'e yardım etmeyen her bir insanın vicdanını temsil ettiğini düşünüyorum. Velhasıl bünyeme böyle bir kitap kattığım için çok mutluyum ve ileride bir kere daha okumak istiyorum. Korkmadan alın, okuyun. Kolayca bitireceksiniz. Keyifli okumalar. 🏔
Etiketler:
blogger,
gogol,
Kitap yorumu,
palto,
palto kitap yorumu
11 Nisan 2017 Salı
Kitap Yorumu: Denizkızı Olmak Çok Önemlidir
Herkese merhaba! Çoook güzel bir kitapla karşınızdayım. Kitap çok güzel bir tasarım ve baskıya sahip. İçerisinde yerleştirilmiş resimler çok çok harika. Üstelik bu resimleri henüz küçük iki çocuk yapmış.
Öncelikle gerçekten kitap hakkında ne demeliyim çok düşündüm. O kadar güzel ve o kadar anlatması zor ki... Şimdi kitap size diyor ki her şeyi unutun ve haydi gidelim 6. yaşınıza! 6. yaş deyince aklınıza hangi anılarınız geliyor? Ya da durun! Hepimizin farklı farklı anıları vardır evet ama belki de şuna cevap vermelisiniz; sizin anılarınız ne kadar renkli, ne kadar sihirli, ne kadar parıltılı? İşte bunun bir örneğini görmek için sizi bu kitaba, yani Sahra'nın 6 yaşına davet ediyorum. O kadar özel ve kendine has bir karakter ki. O çocuk yaşıyla karanlığı kendince masum bir tanıma sokması ya da ölüme ayrı bir kılıf bulması... Ay için dede değil de nine demesi... Ama en önemlisi de toplumu alttan altta eleştirmesi. Herkesin gözünü yumduğu şeyleri önünüze önünüze çıkarıp durması. Çocuk deyip geçerek yaptığımız büyük yanlışlar, anne baba eleştirisi, doğayı böylesine katlediyor olmamız, ya daha neler neler!
Öncelikle gerçekten kitap hakkında ne demeliyim çok düşündüm. O kadar güzel ve o kadar anlatması zor ki... Şimdi kitap size diyor ki her şeyi unutun ve haydi gidelim 6. yaşınıza! 6. yaş deyince aklınıza hangi anılarınız geliyor? Ya da durun! Hepimizin farklı farklı anıları vardır evet ama belki de şuna cevap vermelisiniz; sizin anılarınız ne kadar renkli, ne kadar sihirli, ne kadar parıltılı? İşte bunun bir örneğini görmek için sizi bu kitaba, yani Sahra'nın 6 yaşına davet ediyorum. O kadar özel ve kendine has bir karakter ki. O çocuk yaşıyla karanlığı kendince masum bir tanıma sokması ya da ölüme ayrı bir kılıf bulması... Ay için dede değil de nine demesi... Ama en önemlisi de toplumu alttan altta eleştirmesi. Herkesin gözünü yumduğu şeyleri önünüze önünüze çıkarıp durması. Çocuk deyip geçerek yaptığımız büyük yanlışlar, anne baba eleştirisi, doğayı böylesine katlediyor olmamız, ya daha neler neler!
Hani içinizi ısıtan, bakış açınızı değiştiren, hayatta her daim sizin için özel bir yerinin olacağına emin olduğunuz kitaplar vardır ya. Benim için de Denizkızı Olmak Çok Önemlidir böyle bir kitap oldu. Gülümsedim, üzüldüm, hak verdim ve en önemlisi Sahra'nın o renkli ve sihirli dünyasında onunla gezdim durdum.
Ayrıca içindeki çizimler harika ve henüz küçük iki çocuğa ait. 😍 Kısaca başından sonuna kadar, içinden dışına kadar çok çok sevdiğim bir kitap oldu. Ama ayrıca eklemek istediğim; Gözde Baytan'a böyle güzel bir kitabı yazıp da hayatıma kazandırdığı içindir. Okuyalım, okutalım!
Puanım: 5
7 Nisan 2017 Cuma
Şuraya Da Bloguna Hiç Uğramayan Bir Minerva Çizelim
Her seferinde aynı girişi yapmamdan sıkıldınız biliyorum, üzgünüm. Uzun zamandır yoktum!
Daha doğrusu instagramda daha aktif olmamdan dolayı buraya çok vakit ayırmamış olabilirim.
Tutamayacağım sözler vermeyeceğim. Arada gider gelirim böyle. ^^
Çok yoğun bir sınav döneminden çıktım. Benim için iyi bir dönem değildi. Birçok sınavın sonucunu da iyi beklemiyorum.
Ama! Hayat devam ediyor ve bunlar telafisi olmayan şeyler değil diyerek biraz Pollyanna olayım. İnanın böylesi daha çok işinize yarıyor.
Kitap okuyorum, elbette. Tüm harçlığımı kitaba yatıyorum, hala. Okula gidip, geliyorum. Bende değişen bir şey yok yani.
Hazır sınavlarım da bitmişken okuduğum ve özellikle beğendiğim kitaplardan da bahsetmek istiyorum. Yani bu aralar beni aktif görebilir ve gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz. :D
Şöyle bir de şarkı bırakıp bugünlük kaçayım o vakit.
Daha doğrusu instagramda daha aktif olmamdan dolayı buraya çok vakit ayırmamış olabilirim.
Tutamayacağım sözler vermeyeceğim. Arada gider gelirim böyle. ^^
Çok yoğun bir sınav döneminden çıktım. Benim için iyi bir dönem değildi. Birçok sınavın sonucunu da iyi beklemiyorum.
Ama! Hayat devam ediyor ve bunlar telafisi olmayan şeyler değil diyerek biraz Pollyanna olayım. İnanın böylesi daha çok işinize yarıyor.
Kitap okuyorum, elbette. Tüm harçlığımı kitaba yatıyorum, hala. Okula gidip, geliyorum. Bende değişen bir şey yok yani.
Hazır sınavlarım da bitmişken okuduğum ve özellikle beğendiğim kitaplardan da bahsetmek istiyorum. Yani bu aralar beni aktif görebilir ve gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz. :D
Şöyle bir de şarkı bırakıp bugünlük kaçayım o vakit.
23 Ocak 2017 Pazartesi
Kitap Yorumu: Kayıp Şey
Herkese merhaba. Bugün çok güzel bir kitap yorumuyla geldim. Shaun Tan, ilk kez okuduğum bir yazar oldu ama kesinlikle son olmayacak. Ayrıca Oscar ödüllü bir yazar ve sonuna kadar hak ediyor!
Kitap 32 sayfa, zaten daha çok çizimlerden oluştuğunu söyleyebilirim. Birçok şey hakkında eleştiri var kitapta. Gerek çizimlerin içine gizlenmiş olsun, gerek hikayenin içine. Yazar, kesinlikle anlaşılma kaygısı gütmeden ortaya çıkarmış bu eseri ve sözü okuyucuya bırakmış.
Gerçekten ne hakkında olduğundan bahsetmeyeceğim. Sadece alın, okuyun, tüm o çizimleri tek tek inceleyin.
Eğer okuduysanız da mutlaka yorum bırakın ve kitap hakkında konuşalım!
Ayrıca kısa bir filme de sahip, aşağı bırakacağım. Ama lütfen önce okuyun, sonra izleyin. Eğer almam diyorsanız tamam! En azından kısa filmini izleyebilirsiniz. Keyifli okumalar ve seyirler!
Not: Herhangi bir şeyden bahsetmediğim için merak ettiğiniz bir şey olursa lütfen yorum bırakmaktan çekinmeyin. 🙏🏼
Etiketler:
Animasyon,
blogger,
book,
kitap,
kitap önerisi,
kitap tavsiyesi,
Kitap yorumu,
shaun tan,
the lost thing
17 Ocak 2017 Salı
Kitap Yorumu: Yolcu (Passenger, #1)
Herkese merhaba. 🙋🏼 Alexandra Bracken, Karanlık Zihinler Serisi'nin yazarı ve ben öncesinde o seriyi okumadım. İyi yorumlar da gördüm ama alma gereksinimi duymadım. Yolcu'dan sonra da almayı düşünmüyorum.
Öncelikle yorumuma başlamadan önce, kitabı sınav döneminde okuduğumu belirteyim. Hal böyle olunca elimde bir miktar sürünmek başından kaderinde yazılıydı. Ama yine de bir kitap beni kendine çok bağlamışsa 'Dersi senin için sallayabilirim bebeğim!' moduna çok kolay giriyorum. Ne yazık ki bu kitap, elime alınca 10 sayfadan öte gidemeyip de her seferinde kapattığım bir kitap oldu. Ancak sınavlarım bitince aldım tekrar elime.
Zaman yolculuğu olan şeyleri seviyorum. En basiti Team Doctor Who. O yüzden ayrıca merak ediyordum kitabı. Bir diğer ayrıntı ise baş erkek karakterin bir siyahi olması. Çok güzel bir ayrıntıydı gerçekten. Okurken hayal etmesi keyifliydi.
İşte şimdi AMA kısmına geliyorum. Bir başlangıç kitabı olduğu için kitabın yavaş ilerlemesini anlıyorum. Yine de bir okuyucu olarak kitaba girmekte çok zorlandım. Yaklaşık 250 sayfasını aşana kadar gerçekten yazara çok söylendiğimi söyleyebilirim. Bence uzatılmış bir kitap. Özellikle de o ilk 250 sayfası. Yine birtakım olaylar gerçekleşiyor ilk sayfalarda ama belki de ben bölük bölük okuduğum için bana akıcı gelmedi. Belki de şu an kitabı gözümde aklamaya çalışıyorum, bilemiyorum.😑
Ayrıca karakterler arasındaki diyalogları çok yüzeysel buldum. Karakterlerin bazı kısımlarda verdiği tepkiler çok yüzeyseldi. Özellikle son kısımda 'Ne saçmalıyor bu ya?!' derken cinnete doğru sürüklendiğim bile oldu.
Ama dediğim gibi, belki de sınav dönemi okuyarak kitabı öylece harcamış da olabilirim. Ama, sakin kafayla düşünmeye çalışıyorum. Yine aynı yere çıkıyorum. Üzgünüm.
Konuya değineyim kısacık. Etta, baş karakterimiz ve kendisi hayatını müziğine, kemanına adamış bir müzisyen. Aynı zamanda babası yok ve annesiyle de arasında sebebini tam anlayamadığı bir uçurum var.
Alice, hem aile dostları hem de Etta'nın eğitmeni. Etta'nın sahneye çıkacağı gün birtakım olaylar oluyor ve bunun sonunda kendini başka bir zamanda buluyor. Nicholas'ın hayatına girmesi de böyle oluyor ve nihayetinde Etta, Nicholas'la bilinmeyen bir yolda, bir macera içinde, bir amaç uğruna oradan oraya gidip duruyor.
Daha fazla detay veremem, o zaman size bir şey kalmaz. 👼🏼
Dediğim gibi yazarın diline çok ısınamadım, olması gerektiği gibi heyecanlanamadım, karakterlerle bağ kuramadım. Belki de benden kaynaklıdır çünkü seveni çok. En azından şansınızı deneyebilirsiniz. Keyifli okumalar. 📖
Öncelikle yorumuma başlamadan önce, kitabı sınav döneminde okuduğumu belirteyim. Hal böyle olunca elimde bir miktar sürünmek başından kaderinde yazılıydı. Ama yine de bir kitap beni kendine çok bağlamışsa 'Dersi senin için sallayabilirim bebeğim!' moduna çok kolay giriyorum. Ne yazık ki bu kitap, elime alınca 10 sayfadan öte gidemeyip de her seferinde kapattığım bir kitap oldu. Ancak sınavlarım bitince aldım tekrar elime.
Zaman yolculuğu olan şeyleri seviyorum. En basiti Team Doctor Who. O yüzden ayrıca merak ediyordum kitabı. Bir diğer ayrıntı ise baş erkek karakterin bir siyahi olması. Çok güzel bir ayrıntıydı gerçekten. Okurken hayal etmesi keyifliydi.
İşte şimdi AMA kısmına geliyorum. Bir başlangıç kitabı olduğu için kitabın yavaş ilerlemesini anlıyorum. Yine de bir okuyucu olarak kitaba girmekte çok zorlandım. Yaklaşık 250 sayfasını aşana kadar gerçekten yazara çok söylendiğimi söyleyebilirim. Bence uzatılmış bir kitap. Özellikle de o ilk 250 sayfası. Yine birtakım olaylar gerçekleşiyor ilk sayfalarda ama belki de ben bölük bölük okuduğum için bana akıcı gelmedi. Belki de şu an kitabı gözümde aklamaya çalışıyorum, bilemiyorum.😑
Ayrıca karakterler arasındaki diyalogları çok yüzeysel buldum. Karakterlerin bazı kısımlarda verdiği tepkiler çok yüzeyseldi. Özellikle son kısımda 'Ne saçmalıyor bu ya?!' derken cinnete doğru sürüklendiğim bile oldu.
Ama dediğim gibi, belki de sınav dönemi okuyarak kitabı öylece harcamış da olabilirim. Ama, sakin kafayla düşünmeye çalışıyorum. Yine aynı yere çıkıyorum. Üzgünüm.
Konuya değineyim kısacık. Etta, baş karakterimiz ve kendisi hayatını müziğine, kemanına adamış bir müzisyen. Aynı zamanda babası yok ve annesiyle de arasında sebebini tam anlayamadığı bir uçurum var.
Alice, hem aile dostları hem de Etta'nın eğitmeni. Etta'nın sahneye çıkacağı gün birtakım olaylar oluyor ve bunun sonunda kendini başka bir zamanda buluyor. Nicholas'ın hayatına girmesi de böyle oluyor ve nihayetinde Etta, Nicholas'la bilinmeyen bir yolda, bir macera içinde, bir amaç uğruna oradan oraya gidip duruyor.
Daha fazla detay veremem, o zaman size bir şey kalmaz. 👼🏼
Dediğim gibi yazarın diline çok ısınamadım, olması gerektiği gibi heyecanlanamadım, karakterlerle bağ kuramadım. Belki de benden kaynaklıdır çünkü seveni çok. En azından şansınızı deneyebilirsiniz. Keyifli okumalar. 📖
Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 3/5
Fena değildi.
Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 3/5
Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 2/5
Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5
İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5
Güzel Kapak (%5): 5/5
Puan: 3
15 Ocak 2017 Pazar
Kitap Yorumu: Hava Uyanıyor (Air Awakens, #1)
Herkese merhaba! Yabancı Yayınları'ndan çıkan Hava Uyanıyor, özellikle elementlerle alakalı bir kitap olduğunu öğrendiğimde daha çok merak ettiğim ve aldığım gibi de okuyup, bitirdiğim bir kitap oldu.
Bu arada kitabı Betül, elden çıkarmak istediğini söyleyince normalden de ucuza almış oldum. Teşekkürler tekrar!
Şimdi kitap hakkında biraz arada olduğumu söylersem doğru olur. Giriş kitabı olarak ele alırsam, yeterliydi ama daha iyisi olabilir miydi? Kesinlikle olabilirdi.
Vhalla, ana karakterimiz ve saray kütüphanesinde çırak. Elbette sarayda sıradan olmak dışında da bir vasfı yok. Ama o kitaplarıyla o kadar mutlu ki! Kimse ona dokunmasa, orada ölene kadar kalabilir. Özellikle kitaplarda böyle kütüphane ayrıntısı olması, kitap sever bir insan olarak benim çok hoşuma gidiyor.
Vhalla'nın bulunduğu saray, Solaris İmparatorluğu'na ait ve bu imparatorluk da bir savaş içinde. Prensler sefere gidiyor, geliyor. Genelde kitapta zafer haberleri alıyoruz.
Aynı zamanda Ana Kıta (bulundukları coğrafyanın genel ismi) bünyesinde element yönetebilen büyücüleri barındırıyor ve geçmişte yaşanmış bir olaydan dolayı da halk büyücülere ön yargılı. Eh bir de 200 yılı aşkın bir süredir Rüzgargüdücü yok piyasada.
İşte burada olay; Vhalla'nın kendini bulması, kabullenmesi, bunlar olurken aşkı bulması, dostları için birtakım olaylara dahil olması ve başını belaya sokmasını içeriyor diyebilirim.
Genel yorumlarımdan bahsedecek olursam, yazarın dili güzeldi ama kişiler arasındaki diyaloglar zaman zaman gerçek bir sohbeti dinliyorum havasından çok bana kitap okuduğumu hatırlatır cinstendi. Anlatabildim mi? Her zaman değil, zaman zaman.
Karakterlere özel bir ilgim olmadı. Ah, Prens Baldair belki bir adım önde olabilir. Nedenini bilmiyorum. :D Vhalla, kesinlikle favorilerime girmekle uzaktan yakından alakası olmayacak bir karakter oldu, onu söyleyebilirim. Nefret de etmedim ama biraz uyuz mu etti desem?
Kitapta zaman zaman temponun arttığı da oldu ama sanki biraz daha olaylı bir kitap olsa daha iyi olabilirdi. Mesela Vhalla biraz daha kendini gösterebilirdi?
Kısaca bir ilk kitabı olarak orta, konusu gerçekten güzel, devamını merak edeceğimiz şekilde bitti. Baskısı, çevirisi, kapağı çok güzel ki Yabancı orijinal kapağıyla basmış. Elementlere ilginiz varsa şans verin, ben seriye devam etmeyi düşünüyorum. İyi okumalar!
Özgün konu ve güzel bir kurgu (%30): 4/5
Sürekleyici/Akıcı olma (%40): 4/5
Kitap bana hitap ediyor mu? (%10): 4/5
Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5
İsim/Kitap uyumu (%10): 5/5
Güzel Kapak (%5): 5/5
Puan: 4
14 Aralık 2016 Çarşamba
Mim: Doğru Hayaller, Dilekler ve Hedefler
Selam millet! Nasılsınız? Ben idare ediyorum. Okul, kış ikilisi birçoğumuzun bildiği gibi yorucu. Bir de sabahın kör saatlerinde çıkıp da, ayakta yolculuk yaptığım düşünülürse, eh gerçekten de iyi idare ediyorum.
Hal böyle olunca aşırı yorgun oluyorum ve hiçbir şey yapasım gelmiyor. Bu da beraberinde ıssız bir blogu getiriyor. Ama olsun, arada kaçıp gelmek de keyifli. ^^
Şimdi geçelim mime. Salıncak isteyen herkes yapabilir demiş. Ben de üzerime alınıyor ve başlıyorum.
1. Kimse mükemmel değildir ama yine de eksiklikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan vazgeçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?
Biraz daha hırslı olmak isterdim. Bende zerresi bulunmuyor, Cüzi miktarda bulunmuş olsaydı benim için birçok şey daha iyi olabilirdi.
2. Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu da kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?
1. İstediğim tüm kitapları alıp, okuyabilme fırsatı.
2. Şu nıhalet olası cehennemin dibindeki okulumu bulunduğum muhite getirmek .:D
3. Ailem ve ülkem için huzur.
3. Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)
Şu ben farkında olmadan uçup giden zamanı yakalamak istiyorum. İşte o zaman evime, aileme, kendime daha fazla zaman ayırabilirim. :)
Ayrıca bir kedim olsa güzel olurdu lakin öyle bir durumda 'Kedin mi? Annen mi?' sorusuyla karşı karşıya kalabilirdim.
4. Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok para şart mı? Belki de değildir.
Diyelim Alaaddin okulu getiremedi, beni götürecek bir araba alırım. :D Sevdiklerim için harcardım. Muhtaç insanlar için harcadım. Hayvanlar için harcardım. Hala mı bitmedi? En dünya turu da fena fikir değil aslında.
5. Para, para, para.. Para harcamadan da Gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.
Elimdeki kitapları bitirmek. Gerçekten kitap almak bir ayrı mutluluk, ama onları okuyacak zamanı bulamamak ve kitaplıkta bekletmek bir kitapsever için en üzücü durumlardan biridir herhalde.
Öyleyse ben de buradan gören herkese paslıyorum.
10 Mart 2016 Perşembe
Mim: Kişisel Blog Yazarları Ne Düşünüyor?
Şimdi beni bu mime dahil eden blog arkadaşlarım Kore Fenomeni, Bi Poşet Kitap, Kalem Kuklası, Şiirsel Hisler. Eklemediğim varsa lütfen yorumda belirtsin çünkü mimleyen çok ama kimse link bırakmadı ben de takip edemedim :D
Çook teşekkür ederim ve çokça sevgiler hepinize de. Çok harika bloggerlar. Mutlaka uğrayın.
Başlayalım.
1) Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan bahsediyor musunuz?
Ailem ve arkadaşlarım biliyor. Yeni okulumdaki arkadaşlarım da sadece var olduğunu biliyor ama onlara ismini vermedim. Bilmelerine gerek yok. :D Bir ablam takip ediyor o yüzden yazdıklarıma dikkat etmek zorundayım ehehe :D Arkadaşlarımdan da sadece Amaril bakıyor. Yani zaten genel anlamda kitaplar üzerine yoğunlaştığım için, çevremdeki herkese ilginç gelmiyor olabilir. Ablam da kitap yorumlarım için bakıyor zaten.
2) Neden blog yazıyorsunuz?
Öncelikle takip ettiğim bloglar vardı, kitap yorumları özellikle çok hoşuma gitti ve dedim ki orası benim için bir arşiv olur. Böylelikle okuduğum ve izlediğim şeyleri unuttuysam kendime hatırlatabilirim. İnsanlarla fikir alışverişinde bulunabilirim.
Daha önce bir kere daha açtım ama sınav dönemimden dolayı kapatmak zorunda kalmıştım. İçimde de kalmıştı yani.
3) İlk yazınız ve son yazınız arasında nasıl bir fark var?
Aslında çok bir fark göremedim ben. Sadece, sanırım yeni yayınlarımda kendimi daha iyi ifade ediyor olabilirim. Bir de ilk zamanlar spoiler konusunda daha gevşektim ama şimdi o konuya da dikkat etmeye çalışıyorum. Sanırım böyle.
4) Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?
İnsanın kendini ifade etme şekli ister istemez değişiyor. Açıkçası yazmak kadar okumak da insana çok şey katıyor.
5) Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?
Amaril açıp kapatanlardan. Onda başarısız olunca başkasına baskı yapmadım. Bir de şu var, en azından kendim için, zaman zaman ilgi kaybı olabiliyor. Bazen 10 gün yazmıyorum ama sonra dönüyorum. Herkes bunu başaramadığından sanırım çok fazla ıssız blog var. Çevremdekiler de sıkılınca bırakacak izlenimi verdikleri için bir daha bu işe girmedim. :D
6) Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?
Ben buna pek ilham diyemiyorum. Sonuçta ne izlersem ya da okursam onu kendimce yorumluyorum. Ama dediğim gibi, okuduğumuz her blog bize bir şeyler katıyor.
7) Diğer blog sahipleriyle iyi iletişim kuruyor musunuz?
Bloguna gitmeyi, yazdıklarını okumayı, yorum bırakmayı ve aldığım cevapları okumayı seviyorum. Gerçekten herkes çok içten, çok samimi. Ama özel olarak iletişim kurmaya başlayalı daha 1 ay oldu ve pişmanım keşke daha önce yazsaydım, daha önce tanışsaydım diye. Ama şu da var, kimse de bana yazmadı 8 aydır. Ne zalimsiniz ulan. :D
8) Şikayetçi olduğunuz konular var mı?
Burada amaç takipçi yapmak değil, bir şeyler paylaşmak. Ama etkinlikten geldim diyen insanların birçoğu bir daha blogunuza uğramıyor. Takibe almak benim için problem değil ama blogunuz bana hitap etmiyorsa ben sizi takibe almak zorunda değilim. Bu zamana kadar hep döneceğimi söyledim ama bundan sonra o tarz yorumları yayınlamayı düşünmüyorum ve blog sahiplerine blog açma amaçlarının ne olduğunu sorgulamalarını istiyorum.
Bir diğeri, bu şikayetten ziyade öneri. Yeni ya da yalnız kalmış bloglara yardım etmemiz gerektiği. Blogumuzda tanıtabiliriz ya da onları mimlere dahil edebiliriz. Bu konuda Deep zaten başımızın tacı. Ben de elimden geldiğince mimlemeye çalışıyorum.
Bu kadar. Güzel bir mimdi. Ama sanırım birçok kişi yaptı. Yapmayanlara sesleniyorum, mimlisiniz!
Çook teşekkür ederim ve çokça sevgiler hepinize de. Çok harika bloggerlar. Mutlaka uğrayın.
Başlayalım.
1) Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan bahsediyor musunuz?
Ailem ve arkadaşlarım biliyor. Yeni okulumdaki arkadaşlarım da sadece var olduğunu biliyor ama onlara ismini vermedim. Bilmelerine gerek yok. :D Bir ablam takip ediyor o yüzden yazdıklarıma dikkat etmek zorundayım ehehe :D Arkadaşlarımdan da sadece Amaril bakıyor. Yani zaten genel anlamda kitaplar üzerine yoğunlaştığım için, çevremdeki herkese ilginç gelmiyor olabilir. Ablam da kitap yorumlarım için bakıyor zaten.
2) Neden blog yazıyorsunuz?
Öncelikle takip ettiğim bloglar vardı, kitap yorumları özellikle çok hoşuma gitti ve dedim ki orası benim için bir arşiv olur. Böylelikle okuduğum ve izlediğim şeyleri unuttuysam kendime hatırlatabilirim. İnsanlarla fikir alışverişinde bulunabilirim.
Daha önce bir kere daha açtım ama sınav dönemimden dolayı kapatmak zorunda kalmıştım. İçimde de kalmıştı yani.
3) İlk yazınız ve son yazınız arasında nasıl bir fark var?
Aslında çok bir fark göremedim ben. Sadece, sanırım yeni yayınlarımda kendimi daha iyi ifade ediyor olabilirim. Bir de ilk zamanlar spoiler konusunda daha gevşektim ama şimdi o konuya da dikkat etmeye çalışıyorum. Sanırım böyle.
4) Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?
İnsanın kendini ifade etme şekli ister istemez değişiyor. Açıkçası yazmak kadar okumak da insana çok şey katıyor.
5) Yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz?
Amaril açıp kapatanlardan. Onda başarısız olunca başkasına baskı yapmadım. Bir de şu var, en azından kendim için, zaman zaman ilgi kaybı olabiliyor. Bazen 10 gün yazmıyorum ama sonra dönüyorum. Herkes bunu başaramadığından sanırım çok fazla ıssız blog var. Çevremdekiler de sıkılınca bırakacak izlenimi verdikleri için bir daha bu işe girmedim. :D
6) Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?
Ben buna pek ilham diyemiyorum. Sonuçta ne izlersem ya da okursam onu kendimce yorumluyorum. Ama dediğim gibi, okuduğumuz her blog bize bir şeyler katıyor.
7) Diğer blog sahipleriyle iyi iletişim kuruyor musunuz?
Bloguna gitmeyi, yazdıklarını okumayı, yorum bırakmayı ve aldığım cevapları okumayı seviyorum. Gerçekten herkes çok içten, çok samimi. Ama özel olarak iletişim kurmaya başlayalı daha 1 ay oldu ve pişmanım keşke daha önce yazsaydım, daha önce tanışsaydım diye. Ama şu da var, kimse de bana yazmadı 8 aydır. Ne zalimsiniz ulan. :D
8) Şikayetçi olduğunuz konular var mı?
Burada amaç takipçi yapmak değil, bir şeyler paylaşmak. Ama etkinlikten geldim diyen insanların birçoğu bir daha blogunuza uğramıyor. Takibe almak benim için problem değil ama blogunuz bana hitap etmiyorsa ben sizi takibe almak zorunda değilim. Bu zamana kadar hep döneceğimi söyledim ama bundan sonra o tarz yorumları yayınlamayı düşünmüyorum ve blog sahiplerine blog açma amaçlarının ne olduğunu sorgulamalarını istiyorum.
Bir diğeri, bu şikayetten ziyade öneri. Yeni ya da yalnız kalmış bloglara yardım etmemiz gerektiği. Blogumuzda tanıtabiliriz ya da onları mimlere dahil edebiliriz. Bu konuda Deep zaten başımızın tacı. Ben de elimden geldiğince mimlemeye çalışıyorum.
Bu kadar. Güzel bir mimdi. Ama sanırım birçok kişi yaptı. Yapmayanlara sesleniyorum, mimlisiniz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






