books etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
books etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Audrey'yi Bulmak

Sophie Kinsella okumayalı çok olmuştu. Çok sevdiğim bir yazar kendisi ve genelde tarzı yetişkin ama ilk kez gençlik romanı yazmış. Yani, biraz Sophie Kinsella dışındaydı sanki.
Bir de sanırım ben farkında olmadan kendimi romantik, gençlik tarzı kitaplardan soyutlamışım. Özellikle Kralların Yolu'ndan sonra baya yavan geldi. Ama genel anlamda sevdim diyebilirim. En azından yine kitap okuyamaz mıyım bir dönem diye endişeleniyordum, 4 saatte bitirdim. Çok kalın değil zaten.


Öncellikle Audrey okulda arkadaşlarıyla bir olay yaşamış ve bu da psikolojik rahatsızlığa sebep olmuş. Yabancılarla konuşamıyor, yan yana gelemiyor, göz göze gelemiyor. Hatta ailesiyle bile göz göze gelemiyor. Sürekli güneş gözlüğüyle falan.
Lunis, Frank'in - Audrey'in abisi- arkadaşı. Aralarında bir yaş var aslında. Frank tam bir oyun hastası. Böyle lol, dota gibi bir oyun. Dünya çapında turnuvaları oluyor, ucunda büyük para ödülü var. Lunis ve Frank de takım oluyorlar.
Tabi eve yabancı gelmesi bir süre Audrey'yi rahatsız ediyor ama zamanla alışmaya başlıyor Lunis'in de çabalarıyla. Sonrasında bunu tam olarak nasıl atlattığını okuyoruz.


Ebeveynlerin çocuk üzerindeki etkisinden kitapta çok bahsedilmiş ve mesajlar çok açıktı. Çocukların iyiliğini düşünerek bir şeyler kısıtlamak değil, orta yolu bulmak. Bu önemli. Anneye çok kızdım kitap boyunca. Bir de psikolog sahnelerinde daha elle tutulur şeyler bekledim. Yani kadının yönlendirmeleri güzeldi aslında ama oralar biraz yüzeysel kalmış.
Bunun yanında Audrey'in 'kertenkele' beyni anlatması güzeldi. O paniği ve ona neler yaptığını anlamış oldum.
Genel olarak eğlendiğim ve sevdiğim bir kitap oldu. Ama en sevdiğim Sophie Kinsella kitabı olamadı.


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5 

Sürekleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Güzeldi ama 'vay be neler oluyor' demedim. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5 

Orijinal İsim (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 4/5
Sophie Kinsella kapağı değil bu. :D 

Puan: 4.15

22 Şubat 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kralların Yolu

Bitmiş olamaz, değil mi? Gerçekten! İkinci kitap hemen çıksa iyi olur yoksa ben bu kitabın boşluğunu neyle doldururum bilmiyorum. Kitabın boyutundan korkup erteleyenler, hata edersiniz. Bu nasıl bir hayal gücüdür? Bildiğiniz yazar baştan bir dünya yaratmış. Bir o kadar dünyaya benzeyen ama bir o kadar ondan uzak. Gerçekten şu kurgu mükemmel değilse de ne?
Öncellikle belirteyim, kitap boyut olarak büyük, sayfa sayısı 910 ve puntolar küçük. Okurken kolum yoruldu öyle söyleyeyim. :D Başta beni de korkuttu. Ben bunu nasıl okuyacağım dedim kendime. Şunu anladım ki böyle kalın ve yoğun kitaplar için uzun bir zaman dilimi ayrılmalı. Ben 2 haftada okudum ve 50-100 sayfa arasında değişti. Bazı günler ödevden okuyamadığım oldu. Gece 3'e kadar okuduğum da oldu. Okulumdan kaynaklı böyle ayırmak zorunda kaldım aslında ama böyle olduğu iyi oldu. Rüzgarın Adı ve Elantris'ten sonra bir dönem kitap okuyamamıştım. Ama şu an kendimi o durumda hissetmiyorum. Yani demek istediğim okursanız -ki okuyun- sindire sindire gidin.
Seri 10 kitaptan oluşacakmış. Yurt dışında 3 kitap basıldı. Yayınevi 2.kitabın çevirisinin bittiğini 2-3 ay önce söylemişti. Sissoylu 3 çıktıktan sonra Fırtınaışığı Arşivi 2'de bizimle olacak. Şimdi çok spoiler vermeden karakterlerden bahsedeyim


Kitap 4 ana karakterin etrafında dönüyor. Ama ara bölümlerde başka karakterleri de okuyoruz ki bunlar diğer kitaplarda da karşımıza çıkacaklar büyük ihtimalle. Okurken bunların nasıl birleşeceğini merak ediyorsunuz.
Kaladin, bir asker. Bir hekim. Bir köle. Kitap boyunca sürekli onun yanında olacaksınız. Shallan okurken Kaladin ne yapıyor diyeceksiniz. Szeth okurken Kaladin işini halletti mi diyeceksiniz. Dalinar okurken Kaladin hala güçlü mü diyeceksiniz. Bu kitap özellikle Kaladin üzerinde duran bir kitaptı zaten. Biz kitabın büyük çoğunluğunda onu köle olarak okuyacağız. O kadar güçle ayakta duruyor ki. Şu an bir numaralı karakterim kendisi.
Ona hayran kalmaktan bir dakika kendimi alamadım. Syl kesinlikle üzerinde durulması gereken başka karakter. Onu hep Kaladin'le okuyoruz.


Kitapta spren diye bir tür var. Onu açıklamayağım ama ufak, herkese görünmeyen, çok da zeki olmayan yaratıklar desem doğru olur. Syl Kaladin'i bir dakika yalnız bırakmayan bir spren. İkisinin diyaloglarını okurken o ikisi arasındaki ilişkiyi ve Syl'i gerçekten sevdim. Ama bu kitapta Syl hakkında bir şeylerden emin olmak mümkün değil. Ama kötü bir şeyler varmış gibi gelmedi bana.


Shallan bir ressam. Bir evin tek kızı. Bir alim adayı. Aynı zamanda bir hırsız adayı. Babası öldüğü için Jasnah'ın -kralın kız kardeşi- himayesi altına girip alim olmak istiyor. Görünürde. Ama işin aslı başka. Onu okuyup öğrenmeniz daha iyi. Shallan'ın ilk 2 kısmı biraz sıktı ama sonradan onun kısımları da merakla okudum. Shallan eh, çok bana işlemedi ama gözüme batan bir karakter de değil. İkinci kitap daha çok Shallan etrafında şekillenecek diye okudum. Bu arada Jasnah da önemli karakter.
Dalinar bir yüceprens. Bir baba. Belki de bir ermiş. Gavilar -eski kral ve Dalinar'ın kardeşi- öldüğü zaman derinden sarsılıyor ve onun intikamı için yanıp tutuşuyor. Ama zamanla onda da bir şeyler değiştiğini okuyoruz. Dalinar ve Adolin - Dalinar'ın oğlu- kısımlarını sevdim. Genel anlamda onun kısımlarını okumak da sizde bir merak uyandırıyor. Dalinar gerçekten sevdiğim bir karakter.
Szeth bir suikastçi, bir köle, belki en vicdan sahipli insan. Szeth'i bu kitapta fazla görmedik. Sadece nerelerde ne parmağı olduğunu öğrenmek için gözümüz üstündeydi. Ama tam olarak onu anlayacak fırsat bu kitapta bize verilmemişti. Yine de bir şekilde ona kötü gözle bakamıyorsunuz.


Konudan bahsetmek biraz zor. Çünkü olaylar çok bağlantılı. O yüzden anlatabileceğimi sanmıyorum. Ama bir film, dizi olsa sağlam olur. O kadar çözülmeyi bekleyen ve sizi meraktan çatlatacak dereceye getiren gizemler var ki. Parshendiler en başta!
Bir 400 sayfa karakterleri tam olarak anlamakla geçiyor ve buradan sonrası hareketleniyor. O 400 sayfa için asla sıkıcıydı diyemem. Kitap şu an 53 lira. Sitelerde 40-41 civarı bir fiyata satıldı. Ben hediye aldırdım eheheh. Kesinlikle o paraya değer. İkinci, üçüncü hatta onuncu kitaba kadar 40-50 vermek beni düşündürmüyor bile. Almam diyorsanız da bir yerlerden okumaya bakın derim. :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Daha özgün ve güzel konu bulursanız bana da söyleyin. :D

Sürekleyici/Akıcı olma (%45): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5

Orijinal İsim (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 5

6 Şubat 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Lola ve Komşu Çocuk

Yine harika kapaklı bir kitapla daha karşınızdayım. :D Yayınevleri işlerini iyi biliyor gerçekten. Kitabın konusu kadar kapak da kendine çekiyor okuyucuyu. Ve Lola'da kesinlikle böyle bir kitap.
Kapağı çok güzel, iç tasarımı çok güzel. Ayracı çok güzel. Ama bunun yanında, konusu gerçekten çok tatlıydı.


Öncelikle Lola'nın çılgın karakterine özenirken buldum kendimi. Her gün farklı peruklar, rengarenk kıyafetler. Kendiyle bu kadar barışık olması. Bir kere o kış dansına giderken elbisenin altına asker çizmesi giyebilecek kadar çılgın!
Tabi zaman zaman o da kendiyle çatışmalar yaşadı ama çoğu zaman üstesinden geldi. Önemli olan bu, değil mi?
Cricket bambaşka bir olay. Öncelikle ölünesi yakışıklı, tehlikeli, kaslı abilerimizi :D aklınızdan çıkarın. Cricket kendi halinde, çalışkan mı çalışkan, adeta ozon tabakasına değercesine uzun ama tatlı mı tatlı bir karakter. Komşu çocuk. Üstelik Graham Bell kendisinin büyük büyük büyük babası :D Yazarın bu ayrıntıyı düşünürken aklından ne geçiyordu acaba? :D
Max tam da bahsettiğim o kötü çocuklardan biriydi! Lola'nın onunla ilgili düşüncelerine zaman zaman kızsam da bunu herkes hayatında birkaç kere yapıyordur sanırım. Ama Max'i de anladığım birkaç nokta oldu.
Ya kitapta öyle ayrıntılar, öyle karakterler var ki baştan aşağı sevimli!  Zaten kitap Lola'nın gözünden anlatılıyor ve biz onun bütün bu eğlenceli kişiliğinin yanında kendine sakladığı o hassas kızı da okuyoruz. Bazen tercihlerinde kızıyoruz.
Ailesinin korumacı tavrı çok eğlenceliydi. Arkadaşlarıyla diyalogları çok eğlenceliydi. Özellikle iş yerindeki arkadaşları.  En sevdiğim şey anne unsuru oldu. Bunun yaratmış olduğu psikolojiyi okumuş oldum.


Çok güzeldi. Yazarın dilini çok beğendim. Bence kütüphanenizde olmayı hak ediyor. Zaten kolay okunan bir kitap. 3 günde bitirdim ben ki evde de değildim o dönem. Eğlenmek ve gülümsemek için bire bir! Keyifli okumalar dilerim. :)

Not: Puanlama sistemim biraz adaletsiz olduğundan :D Kronik Okur'a kendi puanlama sistemini kullanıp kullanamayacağımı sordum ve izin verdi. Ona da buradan çok teşekkür ederim. Kendisini mutlaka ziyaret edin, deli gibi kitap okuyor ve yorumluyor. Asla kıskanmıyorum! :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5

Sürekleyici/Akıcı olma (%45): 5/5

Çeviri ve baskı kalitesi (%5) : 5/5

Orijinal İsim (%10): 5/5

Güzel Kapak (%5): 5/5

Puan: 5

5 Ocak 2016 Salı

Kitap Yorumu: Benim Uzak Yıldızım

Bu kitabı bitireli aylar oldu ya hu. Tembelliğime denk geldi. Bunun da bayağı reklamı yapıldı. Kapağı çok iyi ama, değil mi? Yayınevleri son zamanlarda gerçekten fazla çalışıyor. :D


Konu olarak aslında biraz ortalama. Yani bilindik aslında ama ayrılan sağlam noktaları var.
Teknolojinin ileri düzey olduğu ama insanlar arasındaki sınıf farkının fazlaca belli olduğu bir sistem içerisindeyiz. Geçmişten günümüze ve geleceğe şu kasttan kurtulamayacağız sanırım. :D
İşte farklı gezegenler, devasa uzay gemilerinde hızlı bir şekilde o gezegenden bu gezene yolculuklar yapılıyor vs.
Lilac LaRoux ülkenin en zengin adamının kızı, bir prenses gibi el üstünde tutmalar, gözünden sakınmalar. Ama Lilac bence düzgün yetişmiş bir kişilik olarak sunulmuş bizlere kitapta.
Binbaşı Tarver Merendsen ise bir asker. Genç ve rütbesi iyi bir asker üstelik. Ve tamamen alnının akıyla kazanılmış bir rütbeden bahsediyoruz. Haliyle insanların takdirini kazandığı kadar bir şekilde kin mi desem kıskançlık mı, her halükarda hoş olmayan birkaç duyguyu da beraberinde getirmiş.
İşte İkarus isimli uzay gemisinde yolculuk ederken çiftimiz karşılaşıyor.
Eveeet, az spoilerlı kısma geldik. :D
Benim saf Tarver'cım işine o kadar odaklanmış ki, çevresindeki askerler dışında kim kimdir pek bilmiyor. Gemide ufak bir olay sonunda Lilac ile tanışıyor. Ama işte Lilac'ı tanımayan yok gezegende. Lilac da çok şaşırıyor ve aslında bu durum çok hoşuna gidiyor. Ama bir problem var, kızın babası manyak. Kim kızına yan gözle baksa sonu ölüm oluyor. Lilac da bu durumun ona yüklediği duygulardan o kadar yorulmuş ki kim yaklaşacak olsa onu alayla karşılıyor ki bir daha ona yaklaşmasın.
Sonra koca gemide, Titanic hesabı asla bozulmaz, imkansız, Tanrı'nın bile bozamayacağı uzay gemisinde :D:D bir arıza çıkıyor ve herkes kapsüllere koşuyor. Bunlar da uzay gemisinin filikası :D
Daha sonra kimse kapsülünü ateşleyemeden koca gemi gümlüyor ve kimsenin bilmediği -ya da...- bir gezegene düşüyor.
Eh tabi kimse derken Lilac ve Tarver bir şekilde kurtuluyor. Sonra onların gezegende geminin enkazına doğru hareket edişini ve bu süreç boyunca birbirlerine nasıl aşık olduklarını görüyoruz. Ama o süreç boyunca birbirlerine az laf sokmuyorlar.
Sonrasında birbirleri için yaptıkları fedakarlıklar beni çok etkiledi. Lilac bazı zorlu zamanlar yaşadı. Orada onunla siz de yaşıyorsunuz. Zaten Tarver'ı sevmeme şansınız pek yok. :D Haliyle Lilac'ı çok iyi anlayacağım bir bölüm beni bekliyordu.
Sonrasında Tarver çok zor şeyler yaşadı. Hatta bunun sonunda ikisi de çok daha zorunu atlattı.
Yani daha ziyade bir aşk romanı, eh biraz dram da vardı diyebilirim.
Bu arada değinmek istediğim bir konu daha var, kitabı okumak istiyorsanız atlayın.

**Gezegendeki tuhaf olaylar bence çok iyiydi. Bazı yorumlarda beklenenin bu değil, kötü uzaylılar olduğunu okudum ama aslında beklenenin dışında daha farklı bir şey yapmış olmaları yazarların, hoşuma gitti. Hatta onların bu kadar dost canlısı olması ayrı bir hoşuma gitti. Ayrıca kitabı bir üst seviyeye çıkaran olay da bu uzaylılar ve onların getirdikleri diye düşünüyorum. **
Devam edebilirsiniz. :D Ayrıca sonlara doğru gerçekten beklenmedik birkaç olay oldu ve bir ara ya ne oluyor şimdi ay delireceğim moduna bile girdim :D  Aslında genel anlamda sevdim ben.
Tabi yine beklentimi yükselterek okuduğum bir kitaptı, oraya kadar da çıkamadı ama olsun.
Yayınevi iyi iş çıkarmış. Mıknatıs olayı çok hoşuma gitti. Tabi okurken biraz zorluyor ama çok sıkıntı olmadı. :D
Okunabilir bir kitap diyor ve iyi okumalar diliyorum. :)

29 Kasım 2015 Pazar

Kitap Yorumu: Elantris

Kitap bitince bir Elantrian olsam nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim.
Fazla göz korkutan ama akıp giden cinsten bir kitaptı. Sayfa sayısı 508 ve normal kitap ebatından biraz daha büyük. Brandon Sanderson ile ilk kez tanıştığım kitap.
Açıkçası yaklaşık 3 haftadır kitap okuyamıyorum. Suçlusu da bu ve Rüzgarın Adı. :D
Böyle iyi iki kitaptan sonra elimdekiler sarmadı sanırım.


Şimdi bir normal insanları düşünün, bir de normal olmayan insanları. İşte burada normal olmayanlar Elantrianlar. Ama bunlar toplumun ilahlaştırdığı cinsten normal olmayan insanlar. Hatta insan da demek yanlış olur, Elantrian işte.
Tenleri parlak, duruşlarından güç ve asalet akıyor. En önemlisi de onların büyüyü oluşturma özelliği var.
Bu adra-kadabra gibi bir şey değil. Bunlar, aonlar. Büyüyü ortaya çıkaran şey, aonlar.
Peki aon tam olarak ne? İşte kitap boyunca gizemini sürdüren şeylerden biri buydu. Onu söyleyemiyorsunuz, çağıramıyorsunuz. Onu çiziyorsunuz. O kadar narinler ki bir yerini yamuk mu yaptın uçup gidiyorlar ya da...


Şimdi, elantrianların başında bir hastalık beliriveriyor. Özelliklerini de güzelliklerini de kaybediyorlar. O tanrı yerine koydukları elantrianları Elantris kapıları arkasına kapatıp ölüme terk ediyorlar. Ya da edemiyorlar. Bunu okuyup öğrenin!
Kitap 3 ana karakterin bakış açısına göre anlatılıyor. Prens, prenses, rahip.
Ama bu akışı kesen bir şey değil. Sadece rahibin olduğu kısımlarda biraz sıkıldım ben. :D


Kitap boyunca ütopik dinlerin kendi aralarında kavgalarını, ülkenin siyasi yapısını ve tabi ki Elantrianların bu işin içinden nasıl çıktığını okuyoruz. Ancak bunlardan da bahsedersem felaket spoiler vermek zorunda kalırım. O yüzden, 'kesinlikle' alıp okuyun. 
Ayrıca, yazarın ilk kitabıymış. Ama bunu asla hissetmiyorsunuz. 
Sıradaki Kralların Yolu Serisi! :D 
Haydi iyi okumalar.