read etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
read etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Rüzgarın Adı

Kitabın kalınlığını bırakın ve alıp okuyun.
Çünkü siz anlamadan kitap bakıyorsunuz bitiyor.


Kitap şimdi ve geçmiş şeklinde ikili gidiyor. 
Kvothe dillere destan olmuş bir karakter. Ancak kimi ondan iyi bahsederken kimi kötü bahsediyor.
Yaptığı her şey yaptığının onlarca katı abartılıyor. Kvothe artık yorulmuş ve birinci kitapta yer verilmeyen gizemler var. O yüzden onu bir buluyoruz ki hancı.
Peki eskilere gitmesini sağlayan şey ne? Hana gelen bir tarihçi. Böylelikle Kvothe tarihçiye hikayesini anlatmaya başlıyor. 


Bizi onun çocukluğundan gençliğine neler yaşadığı karşılıyor birinci kitapta.
Birçok kere zekasına hayran kalıyorsunuz. Ama ben en çok da kendi kendine yetmeye çalıştığı o zamanlara hayret ettim ve dedim ki 'Büyüksün Kvothe' 
Üniversiteye girişi ve başını her defasında belaya sokması. 
Bir kıza aşık olup da aşkı öğrenmeye başlaması. Lavta'yı çalışını okurken dahi duyuşunuz. 
Yana yakına rüzgarın adını araması ve kütüphaneye girebilmek için aradığı yollar.
Tüm o haylazlıklarına kıs kıs gülerken bir yandan da bu işten nasıl kurtulacak diye endişeleniyorsunuz. Siz fark etmeden Kvothe içinizi işliyor bile. 

















Ama yine de kısaca bahset derseniz; Kvothe rüzgarla ilk kez Abenthy isimli bir Gizemci sayesinde tanışıyor. Bu onun aynı zamanda gizemle, kimyayla, belki büyüyle ve belki de üniversiteyle tanışması da anlamına geliyor. Fakat işler hiç de umduğu gibi gitmiyor.
Artık Kvothe'nin bir amacı var. Ama bu amaca giderken dikkatli olması gerektiğinin çok iyi farkında. Onu bu amaca iten şey ise onu derinden yaralayan bir olay. 
Sonra bakıyoruz Kvothe kendine bakmaya çalışıyor ve sonra bakıyoruz Kvothe büyüyor ve sonra bakıyoruz Kvothe üniversiteye girebilmek için yollara düşmüş. 
Sonra bakıyoruz Kvothe bir şeyler bulmuş olma umuduyla uzaklarda.


2. kitap Bilge Adamın Korkusu 2. gün tarihçiye anlattıkları yazıyor. Ayrıca Sessizliğin Müziği isimli bir de yan kitap var. Bu kitap da Rüzgarın Adı'nda geçen Auri isimli karakterle alakalı ince bir kitap.
Ondan da en kısa zaman bahsedeceğim.
Kısaca; fantastik olsun, biraz macera, biraz aşk olsun bir de karakterine yandığım bir kitap olsun diyorsanız alın :D 




26 Ekim 2015 Pazartesi

Kitap Yorumu: Kafes

Bu gerçekten gerilimden ziyade bir dram romanı arkadaşlar. Sevmediğiniz tür ne deseniz bağıra çağıra derim ki DRAM.
Ulan yazar seni Allah kahretmesin. Olanları düşündükçe hala dehşete düşüyorum falan.
Beğendim, çok beğendim. Ama işte mutsuz sonlara, iyi ilerlemeyen olaylara karşıyım.
Hayır, bunlar zaten hayatımızda kol gezen şeyler. Yani, mutsuz da bitmedi de neyse işte.


Şimdi dünyayı bir şey istila etsin, ne olduğunu bilmiyoruz. Bilmemize imkan yok çünkü ne zaman görmeye kalksak tahtalı köyü iğrenç bir ritüelle boyluyoruz. Nasıl mı? Bu, beynin algısının çok daha ötesinde. Sana getirisi ise, delilik. Üstelik saniyede seni bulan bir delilik. Yaşamak için ise evini ve gözlerini karanlığa mahkum etmek zorundasın.
Yani, adamlar camını penceresini her türlü şeyle kaplıyor ki dışarıdan bir şey göremesinler.
Dışarı mı çıkmak zorundalar, gözlerini bağlamak zorundalar.
Ya spoiler olmasın diye kendimi tutmaya çalışıyorum ama imkansız.
Normal şartlar altında spoiler vermeye karşıyım ama bundan sonrasında nefretimi kusmak adına bir miktar vereceğim. Kitabı okumak istiyorsanız burayı atlayın.

Spoiler.

Gary inşallah sürünerek ölmüşsündür. İnşallah o şeyler seni öldürmenin kıyısına getirip getirip bırakmıştır. Kitap bitti ve zihnimden geçen tek şey buydu. Geber Gary!
Gerçekten yazarın fazla acımasız olduğunu düşünüyorum. Bir şekilde, eğer böyle sonuçlanmasaydı bu da fazla iyimser olurdu ANCAK ölmeyi hak etmeyen birçok karakter vardı.
Ah, Don kesinlikle ölmeyi hak etti. O ayrı. Olympia sahnesinde o kadar sinirlerim bozuldu ki ağlayacaktım. Umarım kitabın devamı gelir de zavallı Victor'un başına gelenlerin on katını Gary'e olurken okuruz.

Bitti.


Kısaca bahsetmem gerekirse, dünyayı ne olduğu belirsiz yaratıklar basıyor ve bingo, onlara bakarsan kendini öldürecek kadar deliriyorsun. Malorie kız kardeşi ile olayları takip ederken o aslında inanmamayı seçiyor ama onun tahmin edemeyeceği boyutlara ulaşınca olay gazetede gördüğü ilanı gözü kapalı şekilde bulmayı başarıyor. Zaten başka türlü neredeyse imkansız artık o sokaklarda gezmek.
Buradan sonra evin içinde onların yaşam mücadelesini okuyoruz. Aynı zamanda kurulan dostlukları ve aynı zamanda yavaş yavaş bozulan dostlukları da. Bildiğiniz orada yaşam mücadelesi veriliyor.
Ne yoksulluk, ne ırkçılık, ne katil, ne hastalık. Koca bir bilinmezlik.
Kitap geçmiş ve günümüz olarak iki şekilde anlatılıyor.


Malorie gerçekten elinden gelenin en iyisini yaptı. Ben onun katlandığı şeylerin çoğuna katlanamazdım sanırım. Düşünsenize, dışarı çıkmak için gözlerini kapatmak zorundasın ve orada seni ne bekliyor bilmiyorsun.
Özellikle çocuklarını yetiştiriş tarzına hayran kaldım.
Şartları düşünürsek haklı bulabiliriz yaptıklarını yine de hiçbir çocuk böyle bir dünyada 'gözlerini açmak' istemezdi.
Ayrıca korkudan ziyade tamamen geriliyorsunuz. Tabi film olursa sağlam korku olur o ayrı. :D
Deselerdi ki böyle olduğunu bilseydin alır mıydın diye, evet o gaflete yine düşer yine alırdım :D

4.6